25 Aralık 2017 Pazartesi

İBRAHİM'İN KUŞLARI





Kur’an kıssalarının bizlere “Hak ile” anlatıldığı ve her birinin “akıl sahipleri için bir öğüt” olduğu sık sık tekrar edilse de kimimiz bu kıssaları fantastik maceralar olarak görmeye devam ediyoruz.

“Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, her şeyden çok tartışmacıdır. “ (Kehf:54)

“Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am:38) gibi ilahi kelamlar ışığında Kur’an kıssalarının göndermelerini yine Kur’an’dan ve yine Kur’an’ı tertil üzere okuyarak anlamaya çalıştığımızda çok değerli sonuçlara ulaşabiliriz.

Bugünlerde anlamaya çalıştığımız kıssalardan biri de; İbrahim peygamber ve kuşları...

114 Forum’dan “Hasbuna Kitabullah” takma adını kullanan bir arkadaşım, konuyla ilgili olarak: “Kur'an okuması yaparken 2:260 ayeti dikkatimi çekti. O ayette ibrahim'den yapması istenen şey; kuşları parçalaması değil de vücutlarının bir parçası konumunda olan yumurtalarını dağlara bırakması, böylece o kuşların yumurtadan çıkan yavrular olarak be'as edildikleri ve İbrahim'i tanıyarak onun eğitimini hatırladıkları anlatılmak isteniyor olabilir mi?” şeklinde düşüncelerini benimle paylaştı.

Daha önce “Suretlere Üflendiğinde” başlıklı yazımda bu konuya şöyle değinmiş idim:

“Hani İbrahim de şöyle yakarmıştı: "Rabbim, göster bana, nasıl diriltiyorsun ölüleri?" "İnanmadın mı?" diye sordu. "İnandım, dedi, ancak kalbimin tatmin olması için..." Allah dedi ki: "Kuşlardan dördünü al, onları kendine ısındır, alıştır. Sonra her dağın üstüne onlardan bir parça koy. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (2:260)

Bu ayette geçen “fe-sur-hinne ileyke” ifadesi “onları kendine ısındır, alıştır” şeklinde tercüme edilmektedir. Bu emrin öncelikli anlamı; “onları kendine alıştır, sana itaat etmelerini öğret” demektir. Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı çevirisinde, ilgili ayetin dipnotunda dediği gibi; “Eğer insan kuşları çağrısına uyacak şekilde eğitebilirse ki kesinlikle o güce sahiptir öyleyse her şeyin iradesine teslim olduğu Allah da sadece ol diyerek her şeye hayat verebilir.”

Bir diğer anlamı; Elmalılı Hamdi Yazır’ın Elmalı Tefsiri’nde belirttiği üzere; “Onları kendine bağla, onları bil, tanı, onların özelliklerini iyice kavra, hayat sırlarını kendilerine özel gerçeklikleriyle öğren, kendi ilmine kat”, demektir.
                                                                            
Klasik anlamda İbrahim peygamberin kasaplık yaparak kuşları parça parça ettiğini ve sonra her bir parçayı bir dağa bıraktığını düşünmek yerine, onun kuşları kendi nefsinde parça parça tahlil ettiğini, sınıflandırdığını, analiz ettiğini ve sebep-sonuç arasındaki kopmaz bağı fark ederek onları çağırdığında Allah’ın izniyle hepsinin koşarak geldiğini görmesi daha mantıklıdır. Çünkü Allah işleri ve bunların sonuçlarını da birbirine bağlamıştır. Eşyanın parçalarını birbirine bağsız, ilgisiz bırakmamış, sebep ve sonuçları da birbirine bağlamış aralarına bir düzen koymuştur.

(Yazının tamamı için bkn:https://www.facebook.com/notes/mihr...)

İbrahim peygamberin kuşları ‘parça parça’ etmediği kesindi ancak “onlardan bir parça”nın ne olduğu hâlâ bizim için açık değildi. Ta ki söz konusu arkadaşımın 2:260 ayetinde geçen bu ifadeyi sadece akıl yürüterek; “vücutlarının bir parçası olan yumurtalar” şeklinde anlamaya çalışmasıyla yeni bir ufuk açılmış oldu. Araştırmalarımız sonucu bu meselenin Kur’anî delilleri olduğunu görmek de bizim için şükür vesilesiydi.

Yöntemimiz yine aynıydı; Kur’an’ı Kur’an’la anlamaya çalışmak...

Ayette “onlardan bir parça” ifadesinde geçen“cüz” kelimesinin Kur’an’daki kullanımlarına baktığımızda bu kökten türetilmiş kelimelerin sadece 3 kez geçtiğini gördük. İlki malum 2:260 ayetiydi, diğer ikisine ise beraber bakalım:

“Yedi kapısı vardır onun. Her kapıya onlardan bir bölük ayrılmıştır.” ( 15:44)

Hicr suresinde yer alan bu ayette ‘yedi kapısı olan’ cehennemdir. Cehennem’in her kapısına “onlardan bir bölük/ parça” ayrılması kanaatime göre; cennete erişemeyen ve günahları yüzünden dünya cehennemine mahkum olan insanoğlunun reenkarnasyon tecrübesini anlatmaktadır.
(Reenkarnasyon kelimesini duyar duymaz tüyleri diken diken olanlara; “Selametle!” diyor ve okumaya devam edecek olanlara şu çalışmamı da tavsiye ediyorum: 


Diğer ayette ise melekleri -haşa- Allah’ın kızları olarak tanımlayan müşriklere bir reddiye vardır: 

“Kullarından O’na bir pay çıkardılar/bir parça isnat ettiler. Hiç kuşkusuz, insan apaçık bir nankördür. Yoksa Allah, yarattıkları arasından kızları kendisine aldı da oğulları size mi ayırdı? ” (43:15-16)

Ayette “evlat/çocuk/kız/oğul” yerine “bir cüz/parça” ifadesi geçmektedir.

İbrahim kıssasına dönersek; “onlardan(kuşlardan) bir cüz” ifadesi de buna benzemektedir. İbrahim peygamberin kuşları parça parça etmediğini ama onların “yumurtalarını” dağlara bıraktığını düşünmemiz pekala mümkündür. Çünkü ‘cüz’ kelimesi 43:15’te ‘evlat’ anlamında kullanılmıştır. Kuşların yavrusunun da yumurtadan çıktığı düşünülürse, dağlara bırakılanın bir yumurta olması olasıdır. Daha da manidar olan İbrahim ve kuşlarla ilgili olayın bir öncesinde, ‘yüz yıl uyuyan ve sonra yeniden dirilen adam’ın örneğinin yer almasıdır:

“Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir." (2:259)

Sormamız gereken soru şu:

Yüz yıl ölü olarak bırakılan bu adam nasıl dirilmiştir?

Cevabı yine aynı ayetin içinde bulabiliriz:

“Kemiklere bir bak nasıl bir araya getiriyoruz sonra da onlara et giydiriyoruz?”

Dikkat edilirse; “kemikler-ine” değil “kemiklere” denilmektedir. Bu adamın bir oluşu/yaratılışı gözlemlediği ortadadır. Hatta kendisine; “yiyeceğine, içeceğine, eşeğine” bakması tavsiye edilir. Yeniden diriltilen ve bir gözlem yapan bu adam, uyandığında ne kadar kaldığını dahi bilememektedir. “Kemiklere et giydirilmesi” ise tıpkı bebeğin yaratılışına benzemektedir:

“Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.” (Müminun:14)

Bu adam, bir anda kendisine sihirli bir değnek dokunmuş gibi, bir yetişkin olarak dirilmemiştir. Yüz yıl boyunca toz toprak olan cesedi, Allah’ın takdiriyle yeniden bir bebek olarak dünyaya gelmiştir. Bu kişi, insanın yaratılışı hakkında bilgi sahibi olunca yani Kur’an’ın ifadesiyle; “Kendisine bunlar apaçık belli olduktan sonra” şöyle diyecektir: “Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir.”

İnsanın bir bebek olarak reenkarne olabileceğine dair bir örneğin ardından, Allah’ın ölüleri nasıl dirilttiğini merak eden İbrahim’in örneğinin gelmesi manidardır. İbrahim’in test edebildiği bu diriliş, diğer insanlar için de mümkün olmak zorundadır. Aksi takdirde bir peygamber bile tam olarak inanamamış ve bir mucizeye ihtiyaç duymuşsa biz sıradan insanlar inanmasak da olur, diyenlere söyleyecek sözümüz kalmaz.

Yeniden diriliş olgusu İbrahim’in şahsında bütün insanların gözlemleyebileceği bir durum olmak zorundadır. Yüz yıl sonra yeniden diriltilen adam örneğindeki gibi bu durum; “apaçık belli olabilecek” kadar anlaşılır bir olaydır. Çünkü Allah bu adamı; “bütün insanlar için bir delil” kıldığını söylemektedir.

Yüz yıl sonra yeniden diriltilen adamla, İbrahim’in kuşları aynı surede peş peşe gelen iki örnekse kanaatimizce bu iki örnek beraber düşünülmelidir. Kuşlar nasıl ‘yumurtadan’ çıkarak bu dünyaya doğuyorsa, insanlar da annelerinin rahminden ‘bir bebek’ olarak çıkmak suretiyle, bu dünyaya geri gelecektir.

“Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.”(20:55)


Allah daha iyisini bilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder