5 Aralık 2017 Salı

SÛRETLERE ÜFLENDİĞİNDE



 Elinde sur adı verilen bir borazanla milyarlarca yıldır beklediğini sandığımız bir melek var: Adı İsrafil… Beklemekten(!) moleküllerine ayrılmış hatta buharlaşmış olması gerekirken aksine kıyamete kadar yaşayacak görünüyor. Kur’an-ı Kerim dışında adı birçok rivayette, efsanelerle, masallarda, hikâyelerde geçiyor. Adını buralardan öğrenip de Kur’an’da da geçtiğini zannedenler ifadelerimi biraz sert bulacaklardır.  Onlara ellerinin altındaki kitaba bakmalarını ve bütün hikâyeleri, masalları, rivayet kitaplarını ellerinin tersiyle masanın üzerinden bir bir süpürerek aşağıya düşürmelerini tavsiye ediyoruz.

        Eski dünya dinleri bir yüce tanrının yanında ikinci, üçüncü tanrılar, yarı tanrılar, yaratmada tanrıya yardımcı melekler, olağanüstü güçlere sahip cinler, ifritler anlayışı ile doluydu. Tanrı yaratmayı ve diğer işleri direkt kendisi yapmaz; ikinci, üçüncü tanrılara havale eder, meleklerin ifritlerin inanılmaz katkılarıyla bütün işler yürürdü. Tanrının yardımcısı ikinci, üçüncü tanrılar ve yarı tanrılar bazen savaşırlar, Yüce Tanrı büyük ve erişilmez arşında bütün işleri onlara havale etmenin rahatlığıyla oturur, kavgalarını izler, küçük ve anlamlı dokunuşlarla aralarını bulur ve yaratılış böyle devam eder giderdi. Uçsuz bucaksız ülkesini oğulları arasında taksim eden bir kral, bir padişah gibi… Meleklerden ve ifritlerden oluşan ordularıyla ne zaman, kimin üzerine çökeceği de belli değildi.

Yahudi muhayyilesinde yer alan bu ‘dört büyük melek’ anlayışı ta buralardan kaynaklanmakta ve  Kur’an’ın tevhid ilkesine tamamen aykırı olduğu halde Müslümanlarca da kabul edilmektedir. Tanrının altında yüzlerce, binlerce melek, yarı tanrı vs. yerine bunlar dörde indi diye sorgusuz sualsiz kabullenmiş olmamız aslında çok ürkütücüdür.
Kur’an-ı Kerim’in tevhid(birleme) ilkesi gereği Allah’ın yaratmada ortağı olduğunu iddia etmek büyük bir şirktir:

         “Rabbiniz gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra görkemli egemenliği ile iş ve oluşu çekip çeviren Allah’tır. Bu yaratma İKİNCİSİ OLMADAN yalnızca kendisinin iradesi iledir. İşte Rabbiniz Allah budur. Şu halde O’na ibadet ediniz. Bu zihin tutulması neden?” (Yunus; 10/3)

        “Çünkü Allah birdir (Ehad) ve isimleri, sıfatları ve melekeleri ile bölünmez bir bütündür(Samed)”*

        Bu bir tek Allah’ın binlerce, milyarlarca ismi, niteliği, melekesi, fonksiyonu, kuvveti ‘denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem olsa’ sayılamayacak kadar çoktur ve tevhid ilkesiyle tüm bu kuvvetler O’ndadır. Yaratmada ortağı ve yardımcısı yoktur. Hâl böyle iken melek(e)leri ve peygamberleri Allah’a ortak koşan anlayış, bize elinde sur ile bekleyen bir melek algısını da kabul ettirmiştir.

       Gerçekte Sur Nedir?

       Sur; “Sad-vav-ra” kökünden türetilmiş bir kelimedir.

       Kur'an'da “Sad-vav-ra” kökünden türetilmiş kelimeler toplamda 19 kez geçiyor.

       Harika bir tevafuk! Üzerinde 19 olan bir konu daha!

       Türevlerine bakalım;

       Gövdeler:

      1 kez   “Sur”
      10 kez “Sûr”
      3 kez   “Suret”
      4 kez   “Savvera”
      1 kez   “Musavvir”

      Ayetleri inceleyelim;

      Surà -->1 kez

      (2:260)

     “Hani İbrahim de şöyle yakarmıştı: "Rabbim, göster bana, nasıl diriltiyorsun ölüleri?" "İnanmadın mı?" diye sordu. "İnandım, dedi, ancak kalbimin tatmin olması için..." Allah dedi ki: "Kuşlardan dört tane al, onları kendine ısındır, alıştır. Sonra her dağın üstüne onlardan bir parça koy. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîz´dir, Hakîm'dir.” (2:260) 

       Bu ayette geçen “fe-sur-hinne ileyke” ifadesi “onları kendine ısındır, alıştır” şeklinde tercüme edilmektedir.  Bu emrin öncelikli anlamı; “onları kendine alıştır, sana itaat etmelerini öğret” demektir.  Eğer insan kuşları çağrısına uyacak şekilde eğitebilirse ki kesinlikle o güce sahiptir öyleyse her şeyin iradesine teslim olduğu Allah da sadece ol diyerek her şeye hayat verebilir.

       Bir diğer anlamı; onları kendine bağla, onları bil, tanı, onların özelliklerini iyice kavra, hayat sırlarını kendilerine özel gerçeklikleriyle öğren, kendi ilmine kat demektir. Klasik anlamda İbrahim peygamberin kasaplık yaparak kuşları parça parça ettiğini ve sonra her bir parçayı bir dağa bıraktığını düşünmek yerine, onun kuşları kendi nefsinde parça parça tahlil ettiğini, sınıflandırdığını, analiz ettiğini ve sebep ve sonuç arasındaki kopmaz bağı farkederek onları çağırdığında Allah’ın izniyle hepsinin koşarak geldiğini görmesi daha doğrudur. Çünkü Allah işleri ve bunların sonuçlarını da birbirine bağlamıştır. Eşyanın parçalarını birbirine bağsız, ilgisiz bırakmamış, sebep ve sonuçları da birbirine bağlamış aralarına bir düzen koymuştur.

      Sûrà -->10 kez

      (6:73, 18:99, 20:102, 23:101,27:87, 36:51, 39:68, 50:20, 69:13, 78:18)

     “Gökleri ve yeri hak olarak yaratan da O´dur. "Ol!" dediği gün, hemen oluverir. Sözü haktır O´nun. Sûra üfleneceği gün de mülk ve yönetim O'nundur. Âlim´dir, görünmeyeni de görüneni de bilen O´dur. O´dur Hakîm, O´dur Habîr.” (6:73)

     “O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sûra da üflenmiştir; hepsini bir araya toplamışızdır.” (18:99)
        Bu ayetlerde geçen “Sur” kelimesi, esasen Türkçeye çevrilmemektedir. Bu haliyle içine “üflenen” şeyin ne olduğuna dair gerçek bir bilgimiz yoktur.

      Devam edelim…

     Suretà--> 3 kez

     (40:64, 64:3, 82:8)

     “Allah odur ki, yeryüzünü sizin için durulacak yer, göğü bir bina yaptı; sizi biçimlendirdi ve görünüşünüzü güzel yaptı, sizi temiz ve güzel nimetlerle rızıklandırdı. İşte bu Allah´tır sizin Rabbiniz! Âlemlerin Rabbi olan Allah ne kadar yücedir!”(40:64)

     “Gökleri ve yeri hak olarak yarattı; sizi biçimlendirdi ve görünüşlerinizi güzel yaptı. Yalnız O´nadır dönüş.” (64:3)

     “Dilediği herhangi bir biçimde seni oluşturdu.” (82:8)

      Altı çizili kelimeler anlaşılacağı üzere “sur” kökünün türevleridir. Bilhassa son ayette geçen “sizi biçimlendirdi ve görünüşlerinizi güzel yaptı” ifadelerinde açıkça sur’un suret/görünüş olduğu, eylem olarak kullanıldığında “biçimlendirdi, suretlendirdi, şekillendirdi” anlamı kazandığı görülmektedir. 

      Şu durumda;

      Sura üflenmesi -->Suretlere üflenmesi, demektir.

     “Sur” kelimesi bazı kıraatlarda “Suver” diye de okunmuştur. Her iki kelime de sad-vav-ra harfleriyle yazılır. “Suver” kelimesi Arapça’da “Suretler/şekiller” anlamına gelen çoğul bir kelimedir.

      Musavvirà-->1 kez

      (59:24)

      “Allah´tır O! Halik, Bâri´, Musavvir´dir O! En güzel isimler/Esmâül Hüsna O´nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa O´nu tespih eder. Azîz´dir O, Hakîm´dir.” (59:24)

      El-Musavvir, Allah’ın sıfatlarındandır.“Musavvir” kelimesi “Sur” kökünün tefil vezniyle oluşturulmuş “Savvera” gövdesinden elde edilmiştir. Sur’un suret anlamına geldiğini öğrendik. “Savvera”, ise biçim vermek, bu işi yaparken de pekiştire pekiştire, apaçık ve devamlı olarak yapmak anlamına gelmektedir. Şu durumda Musavvir; KUSURSUZ BİR ŞEKİLDE BİÇİM VEREN VE BUNU SÜREKLİ YAPAN, anlamındadır.

      Devam edelim;

      Savveraà-->4 kez

      (3:6, 64:3, 7:11, 40:64)

      “Rahimlerde sizi dilediğince şekillendiren O´dur. İlâh yok O´ndan başka. Azîz´dir O, Hakîm´dir.”(3:6) 

      “Gökleri ve yeri hak olarak yarattı; sizi biçimlendirdi (ve savverakum) ve görünüşlerinizi güzel yaptı. Yalnız O´nadır dönüş.”(64:3) 

      “Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik(ve savvernakum), sonra da meleklere: "Adem´e secde edin" dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.”(7:11)

      “Allah odur ki, yeryüzünü sizin için durulacak yer, göğü bir bina yaptı; sizi şekillendirdi (ve savverakum) ve görünüşünüzü( surakum) güzel yaptı, sizi temiz ve güzel nimetlerle rızıklandırdı. İşte bu Allah´tır sizin Rabbiniz! Âlemlerin Rabbi olan Allah ne kadar yücedir!” (40:64) 

      “Sur/savvera/musavvir” ilişkisini gördüğümüze göre Türkçeye de geçmiş olan “tasvir” kelimesinin aynı kökten geldiğini anlamamız da zor olmayacaktır.  Yine Türkçede kullandığımız “Tasavvur” kelimesi de “Savvera” kökünden Arapça bir sözcük olup, “Şekil verdi, resmini yaptı, fotoğrafını çekti, teferruatıyla anlattı, şekillendi, zihninde şeklini hatırladı…” gibi anlamlara gelmektedir.  Yine aynı kökten “Sûret” kelimesi de “şekil/ resim/ yüz” anlamında kullanılmaktadır.


       Sûra üflenmesi ne demektir?

       Başta da belirttiğimiz gibi Yüce Tanrının yanında yardımcı tanrılar, melekler anlayışının hakim olduğu eski dünya dinlerinin batıl algısı Kur’an çevirilerine de yansımış, rivayetler kanalıyla İslam dinine sızmış, inananların zihninde elinde bir borazanla üflemeyi bekleyen bir melek algısına dönüşmüştür. Oysa Sura üflenmesi, suretlere üflenmesidir. Tıpkı Allah’ın Adem’i yaratırken kendi ruhundan ona üflemesi gibi…

       Üflemek nedir? 

       “Üflemek” anlamına gelen “nefeha” kelimesi “nun-fe-ha” kökünden gelmektedir.   
Kur'an'da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 20 kez geçiyor.


      Gövdeler:   

      19 kez نَفَخَ
      1 kez نَفْخَة
      Yine ilginç bir tevafuk olarak 19+1 dikkatinizi çekmeli…

       Kur’an’da sadece 1 kez geçen “nefha” kelimesinin yer aldığı ayetin konusuna bir bakalım.

       
فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ

       Fe izâ nufiha fîs sûri nefhatun vâhıdeh(vâhıdetun).

      “Sûra bir üfleyişle üflendiğinde...”(69:13)

      “Sur” kelimesinin “suretler” demek olduğunu anlamıştık. Yani ayetin meali şöyle olmalıdır:

      “Suretlere bir üfleyişle üflendiğinde…”

       Bilindiği üzere hücredeki ilk bilginin kaynağını bilimsel olarak açıklayamıyoruz. Beynimizde görme, işitme, tad alma vs. merkezi var fakat tüm bu işlemleri beynimiz hangi emirle yapıyor, bilginin merkezi neresi bilinmiyor. Anne rahmindeki embriyo hangi bilgiyle çoğalıp büyüyor, şekil alıyor? Onu harekete geçiren merkez neresi? Bilinmiyor. Kanaatimce suretlere ‘tek bir üfleyişle’ üflenmesi tek bir yerden kanalize olduğumuzu, tek bir merkezden bütün hücrelerimizin yönetildiğini, canlılığımızın tek bir hareketle, kuvvetle, tek bir yerden neşet ettiğini anlatıyor. O yer, o kuvvet, o merkez Allah’ın Adem’i yaratırken, “ona kendi ruhundan üflemesi” ifadesinde geçtiği üzere Allah’ın ta kendisi… Fakat bizler Allah’ın bir parçası ya da uzantısı değiliz. Çünkü Ruh sözcüğü Kur’an’da ilahi bilgi anlamında kullanılıyor; bir çeşit vahiy. Bitkilerin, hayvanların canlılığı var fakat ruhu yok. İnsanın canlılığı var fakat aynı zamanda bilinci de var. İçinde sürekli onunla konuşan, muhalefet edebilen vicdan denen ilahi bir mekanizma var. Ademi’in yeryüzünde halife kılınmasında da bu anlam saklı. Bilindiği üzere Halife kelimesi;

        *Sonradan gelen
        *Muhalefet edebilen, anlamlarına geliyor. 

Evrimsel süreç gereği yeryüzünde yaşayan insanımsı varlıklardan ‘sonra gelen’ ve bilinç düzeyi olarak onlardan üstün olan yani durum değerlendirmesi yapabilen ‘muhalefet edebilen’ bir varlıktır insanoğlu... İşte bu insana üflenen Ruh’tur.

        İlk yaratışta bizleri nasıl yarattıysa vefat edip toprak olduğumuzda da bizi yaratacak olan Rabbimizdir. Gece ile gündüzün arka arkaya gelmesi, yeryüzünün her kış ölümünden sonra her baharda yeniden diriltilmesi gibi insanoğlu da canlılığını yitirdiğinde bu dünyaya tekrar reenkarne olarak dönecek ve bilincini, benliğini, özünü gereği gibi Hakka adayana kadar bu döngü böylece devam edecektir.

         Rabbimizin ‘suretlere üflemesi’ bundan başka bir şey değildir.
_________________________________________
    

*R. İhsan Eliaçık’ın konuyla ilgili şu makalesinden alıntı: http://www.ihsaneliacik.com/2009/03/16/gayb-nedir-2-melek-seytan-cin-ruh/

Yeniden Yaratılışla İlgili olarak…

Döndürülenler kimlerdir?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder