“Maide”, bildiğin sofra değildir.
Kur’an’ı Kur’an’la açıklayacak ve anlayacaksak, maide
sofra değildir.
Sofra değil de nedir?
Henüz tam olarak bilmiyorum ama en azından sofra
olmadığını biliyorum. Umarım en azından yolu yarılamışızdır…
Ola ki bilmeyenler için kıssasını da alıntılayalım;
111.Hani bir de, "Bana ve Peygamberime iman
edin" diye Havariler’e vahyetmiştim. Onlar da "İman ettik. Bizim
müslüman olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.
112.Hani Havariler de, "Ey Meryem oğlu İsa!
Rabbin bize gökten bir maide indirebilir mi?" demişlerdi. İsa da,
"Eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının" demişti.
113.Onlar, "İstiyoruz ki ondan yiyelim,
kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlerden
olalım" demişlerdi.
114.Meryem oğlu İsa, "Ey Allahım! Ey Rabbimiz!
Bize gökten bir maide indir ki; bizim için bir bayram olsun ve öncemiz ve
sonramız için de... Ve senden bir delil olsun. Bizi rızıklandır. Sen
rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.
115.Allah da, "Ben onu size indirmekteyim. Ama
ondan sonra sizden her kim inkar ederse artık ben ona kainatta hiçbir kimseye
etmeyeceğim azabı ederim" demişti.
Maide suresinde yer alan bu ayetlerde, Allah’ın
Havariler’e vahyetmesinden ve İsa ve Havariler arasında geçen bir konuşmadan
söz ediliyor.
Allah-u Teala, Kur’an’ın pek çok yerinde vahiy
olgusundan söz ediyor ve vahyin sadece peygamberlere yönelik olmadığını da
haber veriyor.
Kur’an’da bunun pek çok örneği var; Musa’nın annesine, İsa’nın
annesine, bal arısına ‘vahyedildiğini’ biliyoruz. Allah’ın kullarından
dilediğini ‘Ruhundan’ desteklediğini de...Bir çeşit ilham, ilahi bilgilendirme,
kuvvetli bir sezgi olarak da anlaşılabilecek vahiy olgusu çeşitli şekillerde
vuku buluyor.
Şöyle ki:
“Allah, bir beşerle ancak vahiy yoluyla, yahut perde
arkasından konuşur yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. Allah
yücedir; hikmet sahibidir.” (Şura:51)
Şu durumda Havariler’in Allah’tan vahiy almış
olmalarının şaşılacak bir yanı yok. Ancak vahye mazhar olduktan sonra mucize
talep etmiş olduklarını düşünmek şaşırtıcı. Çünkü iman edip teslim olan kişi ya
da kişiler mucize talep etmezler. Havariler de iman ve teslimiyetlerine Allah’ı
şahit tuttuklarına göre elbette onlar da mucize beklemediler.
Söz konusu ayetlerin sıralamasına dikkat edilirse önce
Havariler’in vahiy yoluyla Allah’a ve Resulüne iman ettikleri görülmektedir.
Havariler’in vahiy almasına sebep olan olayın da hemen akabindeki ayette geçen
maide meselesi olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ‘hani,
o zaman ki, vakta ki…’ gibi ifadelerle
çevrilen ‘iz’ edatı bize söz konusu olayın bağlı olduğu sebebi ve zamanı haber
vermektedir. Yani olay aktarımında, sonucun önce söylenip ardından sebebinin
ortaya konması gibi...Havariler, ‘maide’ şeklinde onlara sunulan bir vahye
muhatap olmuşlar ve ardından Allah’a ve resulene iman ederek, teslimiyetlerini
ortaya koymuşlardır.
Havarilerin maideden önce ne durumda olduğunun bir
göstergesi de; ‘Ey İsa, Rabbin…’ diye söze başlamalarından anlaşılmaktadır.
Henüz Allah’ı Rab olarak benimsemedikleri buradan da açıkça görülmektedir.
İsteklerini tam olarak şöyle gerekçelendirirler:
13- Onlar, "İstiyoruz ki ondan yiyelim,
kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlerden
olalım" demişlerdi.
Henüz iman etmedikleri ve şahitlerden olmadıkları
burada da görülüyor. İsa Mesih’in onlara Hak davayı anlattığı fakat onların
henüz bunun doğruluğundan emin olamadıkları anlaşılıyor. Yani burada iman
edenlerin mucize talebi değil, henüz imanı tam olarak yerleşmemişlerin ispat ve
delil beklentisi yer almaktadır.
İsa peygamber bu talep karşısında ne yapar?
İlk sözü; “Eğer
mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının”, şeklindedir.
Bu sözden İsa peygamberin onları ‘Allah’tan sakınma’
noktasında kusurlu bulduğu anlaşılmaktadır.
Allah’tan sakınanların vasıfları nelerdir?
“Elif, Lam, Mim. Bu kitap, onda hiç kuşku yoktur ve
sakınanlar için rehberdir. Onlar ki gaybe inanırlar ve dayanışmayı ikame
ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar ve onlar sana
indirilene de senden önce indirilmiş olana da iman ederler çünkü onlar ahirete
de kesin olarak inanırlar. İşte Rablerinin gösterdiği yolda yürüyenler
onlardır, mutluluğa erişecek olanlar da…” (2:1-5)
Dikkat edilirse havariler’in maide beklentisinin
altında şu gerekçeler yatmaktaydı:
*O’ndan yemek
*Kalplerinin yatışması
*Elçinin doğru söylediğini anlamak
*Şahitlerden olabilmek
Muttakilerin/sakınanların vasıfları ise…
*Gaybe inanmak
*Dayanışmayı sağlamak
*Kendilerine verilen rızıktan dağıtmak
*Önce ve sonra indirilen kitaplara inanmak
*Ahirete/sona inanmak
Havarilerin muttaki olma noktasında eksikleri olduğu
anlaşılmaktadır. İsa peygamber, onların isteğini yerine getirmesi için Rabbine
yalvarır. Ancak Havariler’in Maide beklentisi ile İsa peygamberin Maide algısı
birbirinden farklıdır. Maide’yi Havariler istemiş olsa da, İsa peygamber
sürekli ‘biz’ diyerek, bu talebi şöyle duaya çevirir:
Meryem oğlu İsa, "Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize
gökten bir maide indir ki; bizim için bir bayram ve öncemize ve sonramıza da ve
senden bir delil olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en
hayırlısısın" dedi.
Çok ilginç bir ayet…
“Gökten inen bir maide”, önce oraya bakalım.
Arapça’da
‘nez-ze-le’ fiili indirmek anlamında olmakla
beraber herzaman yukarıdan aşağıya somut olarak bir nesneyi indirmek anlamına
gelmez.
Türkçe’de bile;
program indirmek-->yüklemek
gönül indirmek--> kendisine yakıştıramadığı bir
şeye razı olmak
koltuğundan indirmek-->yerine geçmek, gibi mecaz
anlamlar yüklenmiştir.
Kur’an’da Allah’ın elçilerine “Kitap indirdik”
dediğinde gökyüzünden ciltli bir kitap inmediğini yahut “Sizin için takva elbisesi indirdik” dediğinde de yukarıdan yeryüzüne somut bir elbise
indirilmediğini tahmin ederiz. Aynı şekilde “Maide
indirilmesi” dendiğinde de illa bunun somut bir
anlamı olacağı varsayılamaz.
Peki, gerçek ya da mecazen indirilen bu “Maide” nedir?
Geleneksel çevirilerde “Maide” kelimesine “sofra”
anlamı vermeyi tercih etmişler. Bu anlam kafama yatmıyor. Eğer en başta
söylediğim gibi Kur’an’ı, Kur’an’la açıklayacaksak, maide kelimesi ‘sofra’
olamaz.
Şöyle ki;
Kur'an'da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 5 kez geçiyor.
3 kez تَمِيدَ (temide)
2 kez مَائِدَة (maide)
“Sizi çalkayıp sarsar diye yerküreye ağır
dağlar, ırmaklar, yollar koydu. İyiye ve doğruya ulaşmanız umulmaktadır.”
(16:15)
“Yerküreye, onları çalkalamasın diye bir takım
dağlar diktik. Ve orada geniş geniş yollar açtık ki, doğru gidebilsinler.”
(21:31)
“Gökleri direksiz, desteksiz yarattı; görüyorsunuz
onları. Ve yeryüzüne, sizi çalkalayıp sendeletmesin diye ağırlıklar,
dayanaklar bıraktı ve orada her çeşit hayvanı yaydı. Gökten bir su indirdik de
orada her türlü cömert ve bereketli çifti filizlendirdik.” (31:10)
Yukarıda altı çizili kelimeler maide kelimesi ile aynı
kökten; “me-ye-de”
Nasıl oluyor da “sarsmak, çalkalamak, sendeletmek”
anlamına gelen bir kelime ism-i fail (sıfat fiil) formuna girince “sofra”
anlamı kazanıyor?
Kanaatimce Havariler’in “Bize gökten bir maide indir ki ondan yiyelim…” demiş olmaları yıllar yılı maidenin bir sofra
olabileceği, ancak bir sofradan yenilebileceği algısını doğurmuştur. Oysa
“Ondan yemek”; onun sonuçlarından faydalanmak anlamına da gelir.
“Maide” kelimesinin Kur’anî anlamlarına bakarak bu
kelimeye; “sarsan” ya da “sarsıntı veren/tetikleyen” demeyi tercih ederim. Gökten
indirilen bir sarsıntı verici, bir tetikleyici… Ne olabilir, bilmiyorum. Ama
tatlı-tuzlu gıdalarla dolu, bir anda gökyüzünden iniveren, zengin bir sofra
olmadığı kesin…
İsa peygamber, Maide’nin nasıl bir etki bırakmasını
istemiştir, şimdi ona bakalım:
114.Meryem oğlu İsa, "Ey Allahım! Ey Rabbimiz!
Bize gökten bir sofra indir ki; bizim için bir bayram ve öncemize ve sonramıza
da ve senden bir delil olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en
hayırlısısın" dedi.
Maddeleyelim;
*Bizim için bir bayram(?)
*Öncemiz ve sonramız için de…
*Senden bir ayet/delil
Bayram kelimesine soru işareti bıraktım. Elbet bir
sebebi var. Tıpkı maide kelimesi gibi bu kelime de mealcilerimizin geleneksel
olarak çevirdikleri ve sanırım üzerinde hiç düşünmedikleri bir kelime...
Eğer
bayram diye çevrilen “IYD” kelimesinin köküne ve türevlerine bakacak olursak,
bu kelimenin Kur’an’da defalarca geçtiğini ve Maide:114 hariç hiçbir yerde
‘bayram’ anlamına gelmediğini görürüz.
Kur'an'da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 63 kez geçiyor.
Gövde(ler)
18 kez أُعِيدُ
1 kez عَائِدُون
18 kez عَادَ
24 kez عَاد2
1 kez عِيد
1 kez مَعَاد
Ne ilginçtir ki bu ayetlerde ‘a-ve-de’
kökü ve türevleri;
*Tekrarlamak
*Yeniden diriltmek
*Döndürmek
*Göndermek
*İade etmek
*Geri çevirmek
Anlamlarına gelmektedir.
Ayetleri inceleyiniz:
10:4, 10:34, 17:51, 17:69, 18:20, 20:21, 20:55,
23:107, 24:17, 36:39, 21:104, 22:222, 27:64, 29:19, 30:11, 30:27, 32:20, 8:19,
8:38, 14:13, 34:49, 71:18, 85:13, 44:15, 2:275, 5:95, 6:28, 7:29, 7:88, 7:89,
17:8
Bunların yanı sıra “Ad Kavmi” olarak bilinen kavmin
ismi de aynı kökten olup, pek çok ayette geçmektedir:
7:65, 7:74, 9:70, 11:50, 11:59, 11:60, 14:9…
Iyd, kelimesinin anlamlarına bakıldığında bunun
‘bayram’ olarak algılanmasına imkan yoktur. Bütün anlamlarında ‘yeniden
geliş/dönüş/diriliş’ olgusu baskındır. Hatta Türkçemizdeki ‘iade etmek’ eylemi
de Arapça asıllıdır ve ıyd kökünden gelme, ‘geri verme/döndürme’ anlamına gelen
bir sözcüktür.
Şu durumda İsa peygamberin;
“Bizim için bir IYD olsun…” sözüne bambaşka bir anlam vermek daha doğrudur.
İsa Mesih’in yeniden dünyaya gelişi ve reenkarnasyon
konusunda süregelen görüşlerimizi destekleyen bir tanımlama olarak bu kelimenin
altını kalın çizgilerle çizerim.
“Bizim için yeniden bir geliş/diriliş/dönüş olsun…”
Sadece bizim için mi?
“…öncemiz ve sonramız için de…”
İsa Mesih böyle söylemekte…
Bu ifade, Yeni Ahit’in Vahiy kitabında yer alan ve
İsa’ya ait olduğu söylenen; “Ben
alfa ve omegayım” ifadesini hatırlatmakta…
Alfa ve Omega; Yunan alfabesinin ilk ve son
harfleri…İsa Mesih, Mesihî davanın ilki ve sonrası olduğunu söylemişe benziyor.
Ve geçmiş kitapları ‘doğrulayan/musaddik’ olan Kur’an-ı Kerimimiz yine İsa’nın
ağzından ‘öncemiz ve sonramız için...’ diyor, çok düşündürücü…Bizden öncekiler
ve sonrakiler, demiyor. Üstüste ‘biz’ vurgusu ihmal edilmemeli…
İsa kimdi? El-Mesih... Mesih'i ilk olarak Tevrat
müjdeledi. Ayette bahsedilen "Öncemiz" ile bu kastediliyorsa,
"Sonramız için bir kanıt" da Kur'an'ı kapsıyor olabilir mi? Veya
bunlara ek olarak "Bizim için bir kanıt olsun" denilen şey Mesih’in
ortaya çıkışı ile Mesih eliyle tamamlanması ve böylece Mesih’in Mesihliğine
kanıt olacak olan Kur'an ve Tevrat'ta ki 19 mucizesinin tüm parametrelerinin
apaçık olarak ortaya çıkarılması olabilir mi? *
Ve devamında;
“…senden bir ayet/gösterge/delil olsun.” Diyor.
Öyle bir Maide ki, indirildiğinde yeniden dirilişe
vesile olacak, İsa Mesih’in hem öncesine hem sonrasına delil olacak. Daha ne
olsun?
O Maide; Kur’an yani Son Vahiy yani Şalom Antlaşması
olabilir mi?
İsa Mesih’in yeniden dünyaya gelişinde Ruh’ul-Kudüs’ün
ilhamıyla tüm insanlığa yeniden sunacağı, onunla bütün ezberleri bozacağı,
önyargıları darmadağın edeceği, körlerin gözünü açacağı, ölüleri dirilteceği
bir Maide… Allah’ın indirip durduğu, indirmekte olduğu bir Maide...
O gün bizim için hayatımızı yeniden gözden
geçireceğimiz, yeni bir ruhla, yeni bir bakışla Allah’ın kitabını okuyacağımız
bir diriliş günü olabilir mi?
Olsun inşallah...
("Allah'ın Yardımcıları Olun", 2017, Cinius Yayınları, s.78)
__________________________________________________
* 114 Forum Üyesi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder