Bütün peygamberlerin etrafında, getirdiği
hakikatlere iman edip teslim olan, onlarla beraber hak davada omuz omuza
yürüyen az ya da çok, bir topluluk her zaman bulunmuştur.
Peygamberlerin kendi kavimlerine elçi
olarak geldiğini biliriz de onlara tabi olanların sayısını ya da kimliğini her
zaman bilmeyiz.
Allah-u Teâlâ, Musa’yı; ‘Firavun’a ve
önde gelen çevresine’ (Araf:103),
Salih’i ‘Semud kavmine’ (Neml:45), Yunus’u; ‘Yüz bin veya daha da artan bir
topluluğa’(Saffat:147) gönderdiğini söylerken, İsa’yı; hem ‘İsrailoğullarına elçi olarak gönderdiğini’(Ali imran:49) söylemiş
hem de onun ahitleştiği kişileri ‘Havariyyun’ olarak adlandırmıştır.
Bütün peygamberler hangi kavme gelmişse
inananları da o kavmin ismiyle anılırken İsa peygamberin çevresindeki
inananlara özel bir isim verilmesi ilginçtir.
Çevirmenler, bu kelimeyi tıpkı
Medyenliler ya da İsrailoğulları gibi bir topluluk ya da kavim ismi olarak
görmedikleri halde Arapça fonetiğini bozmadan özel isim statüsünde muhafaza
etmişlerdir.
İsa peygamberin arkadaşlarını tanımlayan
bu kelime, hangi anlama gelmektedir; belli bir zaman ya da coğrafya ile
ilişkilendirilmiş bir isim midir, diye Kur'an’a baktığımızda şöyle bir tablo ile
karşılaşıyoruz:
‘Havariyyun’ kelimesi ‘havr’ kökünden
türeme olup, Kur'an’da bu kökten toplam 13 kelime geçmektedir. Bunlardan beş
tanesi havariyyun kelimesinin geçtiği ayetlerdir. Şöyle ki:
1
kez (tehavur) تَحَاوُر (58:1)
5
kez (havariyyun) 5:111-112, حَوَارِيُّون , 3:52, 61:14
4
kez (hûr) حُور (44;54, 52:20, 55:72, 56:22
2
kez (yuhaviru) 18:34-37 يُحَاوِرُ
1
kez (yehura) يَحُورَ (84:14)
Çevirmenler ‘havariyyun’ kelimesini
sadece ‘havariler’ olarak çevirdiği
için bize diğer kelimelerde korunan anlamları araştırmaktan başka çare
kalmıyor.
‘Havr’ kökünden türeme kelimelerin
geçtiği yerlere bakalım:
Tehavur (karşılıklı konuşmak)
“Allah, kocası hakkında seninle tartışan
ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitir. Çünkü
Allah en iyi işiten, en iyi görendir.” (58:1)
Yuhaviru (konuşuyor/konuştuğu sırada)
“Adamın başka bir geliri de vardı. Bu
yüzden arkadaşlarıyla konuştuğu bir
sırada ona şöyle demişti: Ben malca senden zengin, insan unsuru
bakımından da güçlü ve onurluyum.”(18:34)
Her iki ayette; ‘dedi, işitti, tartıştı, şikâyet etti, konuştu’ gibi bir
diyalog aktarımında kullanılabilecek birçok kelime geçiyor. İlkinde peygamberle
bir kadının konuşması, ikincisinde bir adamın arkadaşlarıyla konuştuğu sırada
başka birine bir şeyler söylemesi konu ediliyor. Demek ki ‘havr’ kökünde ‘konuşma’
anlamı var. Bu kelime ‘havera/hıvar’ kalıbına girdiğinde ‘karşılıklı konuşma’
anlamına geliyor. Şu durumda ‘havariyyun’ diyebileceğimiz kişilerin ‘konuşanlar/söyleşenler’
olabileceğini pekâlâ düşünebiliriz.
‘Havr’ kökünden türeme başka bir kelime
de ‘Hûr’; Kur’an’da dört yerde geçen bu kelimeyi mealciler, ‘huri’ olarak
çevirmeyi tercih ediyorlar. Geleneksel algı ise hurinin kadın olduğunu
varsayıyor. Gerçekte öyle mi bir bakalım:
“İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle de eşleştirmişizdir.”(44:54)
“Hûr’ kelimesi dişil/müennes bir kelime
olmayıp hem eril/müzekker ‘ahver’ hem dişil/müennes ‘havra’nın çoğuludur... ‘Huri
ıyn’ şeklindeki tamlamada ise, ‘göz’ anlamına gelen ‘Iyn’ ifadesi terkibe
‘engin ruhlu/bakışlı’ anlamı da katmaktadır. Çünkü kişinin gözleri hem sağlık
durumunu hem de ruhsal durumunu en iyi yansıtan organıdır.
Geleneksel çevirilerden ve sözlük
bilgisinden hareketle ‘huri ıyn’ ifadesini -her iki cinsi de kapsamak koşuluyla-
maddi ve manevi bütün iyilikleri içkin olarak; ‘en güzel gözlere sahip
sağlıklı, saf ve temiz eşler’ olarak anlayabilir miyiz?
Anlamasak daha iyi olur. Kur’an’ın kendi
kendini tefsir ettiğini unutmuş oluruz böyle yaparsak… Kur’an’ın öğretmeni
sözlükler değil yine Allah’tır. Ve Allah, ‘havera’ fiilinin kök anlamını yine
kendisi öğretmektedir:
Yehura (dönmek anlamında)
“Asla DÖNMEYECEĞİNİ sanmıştı.”
(84:14)
‘Havr’ kökü aynı zamanda rûcü(dönüş)
anlamında olup, bir hâlden bir hâle dönmek anlamına gelir. Bu dönüş çeşitli
şekillerde olabilir, ziyadeden noksanlığa doğru dönüş gibi… Yukarıdaki ayette
bir ahiret manzarası çizilmekte ve dünyada iken ailesi yanında mesut yaşayıp
hak davayı umursamayanların hâlet-i rûhiyesi anlatılırken; ‘Asla dönmeyeceğini
sanmıştı’ denilmektedir. Bu dönüş; bir hâlden bir hâle, ziyâdeden noksanlığa
dönüşü ima etmektedir. Onlar ahirete uyandıklarında dünyadaki neşelerini
tamamen kaybederler ve ‘helak’ diye bağırırlar.(84:10)
Rabbimiz ‘havera’nın ‘dönüş’ olduğunu
söylüyor. Dikkat edilirse ‘karşılıklı konuşma’ anlamına gelen ‘tehavur’
kelimesinde de ‘dönüş’ olgusu baskındır. Çünkü biriyle konuşmak sözün iki kişi
arasında gidip gelişi yani birbirine dönüşüdür. Hur-i ıyn ile ‘eşleştirilme’(44:54)
meselesi de buna benzer. Geleneksel Arap
fantezisiyle cennetliklere verilecek ‘yetmiş iki güzel huri’ ya da ‘boy boy
gılmanlar’ hayal etmek yerine bizatihi kişinin kendisinin bakış açısının
tümüyle değişeceği, bambaşka bir hâle inkılap edeceği yani döndürüleceği anlaşılmalıdır.
Zaten rabbimiz ahirette ‘yeni bir yaratılışla’ (Vakıa:61, Kaf:15) yaratacağını
haber vermektedir.
‘Havari’ sözcüğünün tüm bu anlamları
içkin olduğunu görünce, Allah-u Teâlâ’nın Muhammed ümmetine neden Havarileri
örnek gösterdiğini daha iyi anladım.
Ayette tam da şöyle emredilmekteydi:
“Ey iman edenler! Ensarullah olun! Tıpkı
İsa’nın Havarilere, Allah’a doğru benim yardımcım kimdir, dediği ve Havarilerin
de Allah’ın yardımcıları (Ensarullah) biziz, dediği gibi…”(Saff:14)
İsa peygamber, hak yolda tek başına da
yürürdü. Fakat ‘Allah’a doğru’ yardımcı aradı. Bu örgütlenme, cemaat olma çağrısı
altı yüz sene öncesine gönderme yapılarak; Muhammed ümmetine de emredildi; “Ensarullah olun!”, dendi. Tıpkı Havariler
gibi…
Havariler, Allah’ın kendilerine
vahyettiği (Maide:111) kalbi vahye açık insanlardı ve imanlarının sağlamlaşmasını
istiyorlardı. (Maide:112) İsa peygamber, onları, ‘Allah’a giden yola’ çağırınca
silkinip doğruldular ve bağlılık yemini ettiler. Bize örnek gösterilen
ahitleşme tam da bu… Havarilerin, Ensarullah olduğu, olmaya azmettiği an, işte
bu an…
İnsanların kendi aralarında hizip hizip
olduğu, Allah’ın tek olan Hanif dininden uzaklaştıkça uzaklaştığı, şeytanın
üflemeye devam ettiği, Allah’ın doğru yolu üzerine oturup O’nun kullarını
şaşırttıkça şaşırttığı şu zamanda, ne mutlu o tertemiz arkadaşlar gibi Elçi’nin
çağrısına uyanlara( 3:53), Ensarullah olanlara!
Onlar ki şeytanın
iğvalarına kapılmayıp, yüzünü Allah’ın tertemiz Hanif dinine dönen yol
arkadaşlarıdır!
("Allah'ın Yardımcıları Olun", 2017, Cinius Yayınları, s.28)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder