Türkçe’de ‘vefat’ sözcüğü, ölüm’ün anlamdaşı olarak kullanılıyor. Ölüm sözcüğü fiil kiplerine girebildiği gibi çeşitli ikilemeler ve deyimler içinde (öldüm öldüm dirildim, gülmekten öldüm, öleyazdım vb.) kullanılabiliyor.
Vefat sözcüğü ise ‘etmek’ yardımcı fiiliyle çeşitli zamanlarda çekimlenebildiği
halde dilimizde deyimsel bir anlam kazanamamış. Ayrıca ölüm kelimesi, insan
dışındaki varlıklar için de kullanıldığı halde, vefat sözcüğü sadece insan için
kullanılıyor ve uhrevi bir anlam barındırıyor.
Türkçe’de her iki sözcüğün bir arada kullanılması ise (vefat
ederek öldü, ölünce vefat etti vb. gibi) bir anlatım bozukluğu olarak kabul
ediliyor ve kullanılmıyor.
Dilimize Arapça’dan girmiş olan vefat sözcüğü ait
olduğu dilde; “ifa etmek, eda etmek, yerine getirmek” gibi anlamlara gelmekte
ve Türkçe’deki kullanımının aksine mevt(ölüm) sözcüğü ile yan yana
kullanılabilmektedir.
Şöyle ki: “Bütün insanların öldüklerinde
(mevtiha), ve henüz ölmemiş (lem temüt) olanların da uyku halinde canlarını
alan (yeteveffa) Allah’tır. O böylece ölümlerine hükmettiklerini koparır,
diğerlerini de belirlenmiş bir ecel için salıverir.” (39:42)
Görüldüğü gibi bu ayette iki şey ‘vefat ettirir’
(yeteveffa) ortak eylemine bağlanmıştır, yani; ‘Allah, insanları ne zaman vefat
ettirir?’ diye sorduğumuzda ayete göre bu sorunun iki zarfla cevaplanabildiğini
görürüz:
a. İnsanlar öldüklerinde
b. İnsanlar uyuduklarında
‘İnsanlar öldüğünde canını alır’ şeklindeki bir
kullanım size de garip geldi mi? Yani bunun olumsuzunu düşünelim. ‘İnsanlar
öldüğünde canını almama’ durumu olabilir mi? Bir insan düşünün ölmüştür fakat
Allah canını almamıştır. Ya da Allah canını almıştır ama ölmemiştir. Tuhaf…
Eğer ayette geçen ‘yeteveffa’ sözcüğüne ‘canını almak’ anlamı verirsek ortaya çıkan
tablo budur.
Ayetin devamında ise Allah’ın; ‘henüz ölmemiş
olanları’ da uykularında ‘vefat ettirdiği’ söyleniyor. Doğrusu hiçbirimiz
uyuduğumuzda öldüğümüzü düşünmüyoruz. Organlarımız çalışmaya devam ediyor,
teneffüs ediyoruz. Allah’ın sözüne inanmıyor muyuz yoksa? Elbette hayır, sadece
dille ilgili bir problemimiz var ve bu vesileyle çözmeye çalışıyoruz.
'Vefat etmiş kişi' dediğimizde o kişinin öldüğünü mü
yoksa uyuduğunu mu anlamalıyız? ‘Vefat ettirme’(yeteveffa) eylemi her iki
duruma da bağlandığına göre uyuyanın da vefat ettiğini söylersek, yanlış
konuşmuş olmayız. Yani uyku halinde vefat ettiriliyorsak, bu ölümden farklı bir
şey olmalıdır. O halde vefat nedir?
‘Vefat’ kelimesinin geçtiği başka ayetlere bakarak
sorunu çözmeye çalışalım:
“O kulları fevkinde kahhardır, sizin birinize ölüm
(mevt) hali geldiği zamana kadar üzerinize koruyucular (hafazan) gönderir,
gönderdiklerimiz (rusûlüna) onu vefat ettirler(?) ve onlar kusur etmezler.”
(6:61)
Bu ayette görüldüğü üzere ölmek üzere olduğumuzda
Rabbimizin ‘hafazan’ olarak tabir ettiği ve bizim mahiyetini bilmediğimiz
‘elçileri’ kişiyi ‘kusursuz’ bir şekilde vefat ettirirler. Biraz garip… Benim
bildiğim ölüm; ölümdür. Yarımı, çeyreği, eksiği, kusurlusu olmaz… Hele de
Rabbin elçileri bu işi yapıyorsa kusurlu yapacakları düşünülemez bile... Burada
vefat sözcüğüne ölüm anlamı verirsek, ‘kusursuz’ tabiriyle düşünüldüğünde ‘ölüm
hali yaklaşan birinin kusursuz biçimde öldürüldüğü’ gibi bir anlam ortaya
çıkıyor.
‘Hafazan’ sözcüğünün; hıfzetme, ezberleme, muhafaza
etme, kayıt etme, anlamlarına geldiği düşünülürse, bu işle görevli ‘elçiler’
ölüm halini yaşayan kişiye o ana kadar yaşamış olduğu ‘HER ŞEYİ’ noksansız ve
kusursuz bir şekilde ‘YÜKLERLER’ dersek daha doğru bir anlam yakalamış olmaz
mıyız?
Biraz daha konuyu açalım, elbette yine Kur’an ayetleri
bağlamında düşünmeye devam ediyoruz; başka bir ayette ölüm meleklerinin
insanlar için görevlendirilmiş olmasından bahsediliyor.
“De ki: Sizin için görevlendirilmiş (vükkile biküm)
ölüm meleği (melekü’l-mevt) sizi toplayacak (yeteveffaküm) ve sonra Rabbinize
döndürüleceksiniz.” (32:11)
Bu ayette insanlar üzerine vekil tayin edilen ölüm
meleğinin, ‘bizi vefat ettireceği’ çeviride ‘toplayacağı’ olarak ifade edilmiş.
Hem muhafaza eden hem vekil olan bu elçiler kanaatimce ölüm anında hiçbir veri
kaybolmayacak şekilde, kişinin bütün anlarını bizim mahiyetini bilemeyeceğimiz
bir biçimde kayıt altına alan ve yaptıkları bu eylemin adı ‘vefat ettirmek’
olan varlıklardır.
Bu varlıklar nefsine yazık eden kullara gelirken,
şöyle derler:
“Nefisleri zalim kimseleri melekler vefat ettirirken
derler; konumunuz ne? Derler: Bizler yeryüzünde zaaf içinde olanlardık. Derler:
Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya… Böylelerinin varış yeri
cehennemdir, ne kötü uğrak yeridir!” (4:97)
Bu zalim kimseler kendi hâl ve gidişatını değiştirme
eğilimi olmayan kimselerdir, melekler onların durumunu kaydederken, ‘konumunuz
ne?’ diye sorarlar. Aldıkları cevap, onların durumlarını kabullenişlerinden
başka bir şey değildir. Fakat yine de bir hatırlatma yaparak; ‘hicret
etseydiniz ya…’ derler. Ayette geçmiş zaman kalıbı kullanılması bu işin olup
bittiği anlamına gelmez. Zaten ayetin devamında ‘böylelerinin varış yeri
cehennemdir’ diye buyrularak, bu tip zalim insanların aynı hâl üzere yaşamaya devam
edecekleri anlaşılmaktadır.
Vefat ve ölüm sözcüklerinin bir arada kullanıldığı
manidar ayetlerden biri de şudur:
“Kadınlarınızdan hâyâsızlık getirenlere gelince,
sizden dördü onlar üzerine şahitlik yapsın. Şahitlik yaptıklarında, ölüm onları
alıp götürünceye (yeteveffahünne) yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar
evlere hapsedin.” (4:15)
Bu ayette de vefat kelimesinin ‘alıp götürmek’ olarak
çevrildiğini görüyoruz. Hâyâsızlık eden bu kadınlar, durumlarını
düzeltebilirler mi? Rabbimizin sonsuz rahmeti elbette ayetin devamında kendini
gösteriyor; ‘Allah onlara bir yol açıncaya kadar…’ deniyor. Ölüm onlara ifa
edilmeden bir şeyler değişebilir. Nefsine yazık eden kimseler gibi olmayıp
pekâlâ kendi durumlarını düzeltmek için bir çaba içine girebilirler. Ölümün onları alıp gitmesi (yeteveffahünne’l-mevt)
Türkçede ‘ölümün onları öldürmesi’ gibi çevrilecek olsa, gülünç olur.
Buradan şunu anlıyorum ki ‘vefat’ sözcüğü Türkçeye
anlam daralmasına hatta değişmesine uğrayarak girmiştir. Türkçe meal
hazırlayanlar da bu kelimenin Arapça karşılığını ve ölüm(mevt) sözcüğüyle yan
yana kullanıldığında kazandığı anlamı çok da hesap edemeden çevirmişlerdir.
Kanaatimce ölüm bir sonsa, vefat; bu sonun eksiksiz,
kusursuz, noksansız bir kayıtla gerçekleşmesidir. Tıpkı uyku halinde yorulan,
yıpranan hücrelerimizin yenilenmesi, beynin rüya yoluyla gün içinde edindiği
bilgileri depolaması, dizmesi, sınıflandırması gibi...
Rabbimiz, uykunun da bir vefat olduğunu zaten
söylemişti.
O, daha iyisini bilir.
("Allah'ın Yardımcıları Olun", 2017, Cinius Yayınları, s.33)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder