16 Kasım 2017 Perşembe

'Vefat Ettirmek' Üzerine




Türkçe’de ‘vefat’ sözcüğü, ölüm’ün anlamdaşı olarak kullanılıyor. Ölüm sözcüğü fiil kiplerine girebildiği gibi çeşitli ikilemeler ve deyimler içinde (öldüm öldüm dirildim, gülmekten öldüm, öleyazdım vb.) kullanılabiliyor. 

Vefat sözcüğü ise ‘etmek’ yardımcı fiiliyle çeşitli zamanlarda çekimlenebildiği halde dilimizde deyimsel bir anlam kazanamamış. Ayrıca ölüm kelimesi, insan dışındaki varlıklar için de kullanıldığı halde, vefat sözcüğü sadece insan için kullanılıyor ve uhrevi bir anlam barındırıyor.

Türkçe’de her iki sözcüğün bir arada kullanılması ise (vefat ederek öldü, ölünce vefat etti vb. gibi) bir anlatım bozukluğu olarak kabul ediliyor ve kullanılmıyor.

Dilimize Arapça’dan girmiş olan vefat sözcüğü ait olduğu dilde; “ifa etmek, eda etmek, yerine getirmek” gibi anlamlara gelmekte ve Türkçe’deki kullanımının aksine mevt(ölüm) sözcüğü ile yan yana kullanılabilmektedir.

Şöyle ki: “Bütün insanların öldüklerinde (mevtiha), ve henüz ölmemiş (lem temüt) olanların da uyku halinde canlarını alan (yeteveffa) Allah’tır. O böylece ölümlerine hükmettiklerini koparır, diğerlerini de belirlenmiş bir ecel için salıverir.” (39:42)

Görüldüğü gibi bu ayette iki şey ‘vefat ettirir’ (yeteveffa) ortak eylemine bağlanmıştır, yani; ‘Allah, insanları ne zaman vefat ettirir?’ diye sorduğumuzda ayete göre bu sorunun iki zarfla cevaplanabildiğini görürüz:
a. İnsanlar öldüklerinde
b. İnsanlar uyuduklarında

‘İnsanlar öldüğünde canını alır’ şeklindeki bir kullanım size de garip geldi mi? Yani bunun olumsuzunu düşünelim. ‘İnsanlar öldüğünde canını almama’ durumu olabilir mi? Bir insan düşünün ölmüştür fakat Allah canını almamıştır. Ya da Allah canını almıştır ama ölmemiştir. Tuhaf… Eğer ayette geçen ‘yeteveffa’ sözcüğüne ‘canını almak’ anlamı verirsek ortaya çıkan tablo budur.

Ayetin devamında ise Allah’ın; ‘henüz ölmemiş olanları’ da uykularında ‘vefat ettirdiği’ söyleniyor. Doğrusu hiçbirimiz uyuduğumuzda öldüğümüzü düşünmüyoruz. Organlarımız çalışmaya devam ediyor, teneffüs ediyoruz. Allah’ın sözüne inanmıyor muyuz yoksa? Elbette hayır, sadece dille ilgili bir problemimiz var ve bu vesileyle çözmeye çalışıyoruz.

'Vefat etmiş kişi' dediğimizde o kişinin öldüğünü mü yoksa uyuduğunu mu anlamalıyız? ‘Vefat ettirme’(yeteveffa) eylemi her iki duruma da bağlandığına göre uyuyanın da vefat ettiğini söylersek, yanlış konuşmuş olmayız. Yani uyku halinde vefat ettiriliyorsak, bu ölümden farklı bir şey olmalıdır. O halde vefat nedir?
‘Vefat’ kelimesinin geçtiği başka ayetlere bakarak sorunu çözmeye çalışalım:

“O kulları fevkinde kahhardır, sizin birinize ölüm (mevt) hali geldiği zamana kadar üzerinize koruyucular (hafazan) gönderir, gönderdiklerimiz (rusûlüna) onu vefat ettirler(?) ve onlar kusur etmezler.” (6:61)

Bu ayette görüldüğü üzere ölmek üzere olduğumuzda Rabbimizin ‘hafazan’ olarak tabir ettiği ve bizim mahiyetini bilmediğimiz ‘elçileri’ kişiyi ‘kusursuz’ bir şekilde vefat ettirirler. Biraz garip… Benim bildiğim ölüm; ölümdür. Yarımı, çeyreği, eksiği, kusurlusu olmaz… Hele de Rabbin elçileri bu işi yapıyorsa kusurlu yapacakları düşünülemez bile... Burada vefat sözcüğüne ölüm anlamı verirsek, ‘kusursuz’ tabiriyle düşünüldüğünde ‘ölüm hali yaklaşan birinin kusursuz biçimde öldürüldüğü’ gibi bir anlam ortaya çıkıyor.

‘Hafazan’ sözcüğünün; hıfzetme, ezberleme, muhafaza etme, kayıt etme, anlamlarına geldiği düşünülürse, bu işle görevli ‘elçiler’ ölüm halini yaşayan kişiye o ana kadar yaşamış olduğu ‘HER ŞEYİ’ noksansız ve kusursuz bir şekilde ‘YÜKLERLER’ dersek daha doğru bir anlam yakalamış olmaz mıyız?

Biraz daha konuyu açalım, elbette yine Kur’an ayetleri bağlamında düşünmeye devam ediyoruz; başka bir ayette ölüm meleklerinin insanlar için görevlendirilmiş olmasından bahsediliyor.

“De ki: Sizin için görevlendirilmiş (vükkile biküm) ölüm meleği (melekü’l-mevt) sizi toplayacak (yeteveffaküm) ve sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” (32:11)

Bu ayette insanlar üzerine vekil tayin edilen ölüm meleğinin, ‘bizi vefat ettireceği’ çeviride ‘toplayacağı’ olarak ifade edilmiş. Hem muhafaza eden hem vekil olan bu elçiler kanaatimce ölüm anında hiçbir veri kaybolmayacak şekilde, kişinin bütün anlarını bizim mahiyetini bilemeyeceğimiz bir biçimde kayıt altına alan ve yaptıkları bu eylemin adı ‘vefat ettirmek’ olan varlıklardır.
Bu varlıklar nefsine yazık eden kullara gelirken, şöyle derler:

“Nefisleri zalim kimseleri melekler vefat ettirirken derler; konumunuz ne? Derler: Bizler yeryüzünde zaaf içinde olanlardık. Derler: Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya… Böylelerinin varış yeri cehennemdir, ne kötü uğrak yeridir!” (4:97)

Bu zalim kimseler kendi hâl ve gidişatını değiştirme eğilimi olmayan kimselerdir, melekler onların durumunu kaydederken, ‘konumunuz ne?’ diye sorarlar. Aldıkları cevap, onların durumlarını kabullenişlerinden başka bir şey değildir. Fakat yine de bir hatırlatma yaparak; ‘hicret etseydiniz ya…’ derler. Ayette geçmiş zaman kalıbı kullanılması bu işin olup bittiği anlamına gelmez. Zaten ayetin devamında ‘böylelerinin varış yeri cehennemdir’ diye buyrularak, bu tip zalim insanların aynı hâl üzere yaşamaya devam edecekleri anlaşılmaktadır.

Vefat ve ölüm sözcüklerinin bir arada kullanıldığı manidar ayetlerden biri de şudur:

“Kadınlarınızdan hâyâsızlık getirenlere gelince, sizden dördü onlar üzerine şahitlik yapsın. Şahitlik yaptıklarında, ölüm onları alıp götürünceye (yeteveffahünne) yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlere hapsedin.” (4:15)

Bu ayette de vefat kelimesinin ‘alıp götürmek’ olarak çevrildiğini görüyoruz. Hâyâsızlık eden bu kadınlar, durumlarını düzeltebilirler mi? Rabbimizin sonsuz rahmeti elbette ayetin devamında kendini gösteriyor; ‘Allah onlara bir yol açıncaya kadar…’ deniyor. Ölüm onlara ifa edilmeden bir şeyler değişebilir. Nefsine yazık eden kimseler gibi olmayıp pekâlâ kendi durumlarını düzeltmek için bir çaba içine girebilirler. Ölümün onları alıp gitmesi (yeteveffahünne’l-mevt) Türkçede ‘ölümün onları öldürmesi’ gibi çevrilecek olsa, gülünç olur.

Buradan şunu anlıyorum ki ‘vefat’ sözcüğü Türkçeye anlam daralmasına hatta değişmesine uğrayarak girmiştir. Türkçe meal hazırlayanlar da bu kelimenin Arapça karşılığını ve ölüm(mevt) sözcüğüyle yan yana kullanıldığında kazandığı anlamı çok da hesap edemeden çevirmişlerdir.

Kanaatimce ölüm bir sonsa, vefat; bu sonun eksiksiz, kusursuz, noksansız bir kayıtla gerçekleşmesidir. Tıpkı uyku halinde yorulan, yıpranan hücrelerimizin yenilenmesi, beynin rüya yoluyla gün içinde edindiği bilgileri depolaması, dizmesi, sınıflandırması gibi...

Rabbimiz, uykunun da bir vefat olduğunu zaten söylemişti.
O, daha iyisini bilir.
                              ("Allah'ın Yardımcıları Olun", 2017, Cinius Yayınları, s.33)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder