Ne hazindir ki ‘Kutsal Ruh’ deyince ilk
aklımıza teslis inancı geliyor; Baba, oğul, Kutsal Ruh… Ve derhal Kur’an-ı
Kerim’in;
“Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda
taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem
oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. O’nu Meryem’e
yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; “Üçtür”
demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek
ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa
O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (4:171) Ayeti çoğumuzun zihninde çağıldıyor da bir
‘estağfirullah’ çekiyoruz. Şirke bulaşma korkusu taşımak elbette güzel ama bu
bizim ‘Kutsal Ruh nedir?’ diye düşünmemize de engel olmamalı. ‘Baba ve oğul’ ifadelerini uzmanına
bırakarak ( Mevcut İncillerde bu ifadelerin nasıl ve ne zaman kullanıldığına
dair detaylı bilgi için bkn:Taner Eon Demirci Lopez; “Evanjellerdeki Evrim
Teorisi”) Ruh ve Kutsal Ruh nedir, diye Kur’an temelli biraz kafa
yorduğumda bu ifadelerin Kur’an’da defalarca zikredildiğini görüyorum.
Öncelikle ‘Kutsal Ruh’ yerine
‘Kutsallığın Ruhu’ tabirini kullanmamız gerektiğini belirtmeliyim. Çünkü
‘Ruh’ul-Kûdüs’ bir isim tamlamasıdır ve ‘Kudüs’ün/Kutsallığın Ruhu’ anlamına
gelir. ‘Kutsal Ruh’ şeklinde söylendiğinde bir sıfat tamlamasına dönüşmüş olur
ve Ruh’un niteliğinden söz edilmiş gibi, Kûdüs; Ruh’un bir sıfatı yapılır. Oysa
burada ruhun niteliği değil, aidiyeti söz konusudur. Yani Ruh, Kûdüs’e
/Kutsallığa bağlanmıştır.
‘Kutsallık kimdendir?’, diyecek olursak;
“Göklerdekiler ve yerdekiler o Melik, O
Kûddüs, O Azîz, O Hakîm Allah´ı tespih ediyor.” (62:1)
“Öyle Allah ki O, ilah yok O´ndan gayrı!
Melik, Kûddüs, Selâm, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir. Allah,
onların ortak koşmalarından yücedir, arınmıştır.” (59:23) Ayetleri karşımızda ışıldar.
Kûdüs/Kutsallık Allah’tandır. Bir yerin
mukaddes/kutsal kılınması da Allah’ın belirlemesi iledir: "Benim
ben, senin Rabbin! Hadi, pabuçlarını çıkar; sen mukaddes vadide,
Tuva´dasın." (20:12) ayetinde olduğu gibi…
Kutsallığın Ruhu, Adem’in yaratılışı söz
konusu olduğunda; “Ona ruhumdan üflediğim zaman…” (15:29)
şeklinde karşımıza çıkar. Ruh, Allah’a nispet edilir.
İsa Mesih’in doğumuyla ilgili ayetlerde
de sürekli; “Kendinden bir ruhla…” (4:171) ifadeleri
hatırlanmalıdır.
Meryem’e; “Ruhumuzu
gönderdik…”(19:17) ifadesinde de aynı aidiyet vurgusu vardır.
Ruh nedir?
Ruh nedir?
Ruh kelimesi ‘reveha’ kökünden olup bu
kökten Kuran’da toplam 57 kelime geçmekte ve bunlardan 21 tanesi “ruh” ve
türevlerinden meydana gelmektedir:
2:87, 2:253, 4:171, 5:110, 15:29, 16:2,
16:102, 17:85, 19:17, 21:91, 26:193, 32:9, 38:72, 40:15, 42:52, 58:22, 66:12,
70:4, 78:38, 97:4
Bu ayetler incelendiğinde Ruh’un,
Allah’a nispet edildiği ve insana yönelik olduğu görülmektedir. Ruh; ‘bir
vahiy, bir öz, bir çeşit varlık bilgisi, bilgelik, ilahi esin’ olarak
anlaşılmaktadır.
Hayvanların ya da diğer canlıların vahye
muhatap olması ise bir bilinçlilik halinden çok görevlerinin aynıyla
kendilerine kodlanması olarak anlaşılmaktadır. Yani onlar yeme, içme, barınma
vb. ihtiyaçlarını kendi türlerine göre giderebilme yetilerini, insanlar gibi
deneme-yanılma yoluyla öğrenmezler. Onlara görevleri ruh ile değil vahiy ile
tanımlanmış, genlerine işlenmiştir:
“Ve bir de, Rabbin arıya: “Dağlarda,
ağaçlarda ve insanların hazırladıkları kovanlarda, kendine yuva edin” diye vahyetti…”
(16:68)
Ya da gökyüzünün yaratılışından şöyle
bahsedilmiştir:
“Böylece onları iki gün içinde yedi gök
olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti.” (41:12)
Bu ayetlerden yola çıkarak vahyin hem
insanlara hem diğer canlı ve cansız varlıklara yönelik olduğunu anlarız. İnsana
yönelik vahiy söz konusu olduğunda Rabbimiz, peygamber ya da salih kullar
ayrımı yapmaksızın vahyin ‘bir beşere’ yönelik olduğunun da altını çizer:
“Allah bir beşerle ancak vahiy
yoluyla, yahut perde arkasından konuşur yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir
elçi gönderir. Allah yücedir, hikmet sahibidir.” (42:51)
Peygamber olmadığı halde bir beşerin
vahiy aldığı vakidir ve örneği yine Kur’an’dadır:
“Ve Musa'nın anasına, onu emzir, bir
tehlikeye uğramasından ürkersen at onu nehre ve korkma, tasalanma, şüphe yok ki
biz, onu sana tekrar veririz ve onu peygamberlere katar, peygamber yaparız diye
vahyettik.” (28:7)
Ruh ise vahiyden farklı olarak sadece
insan türüne mahsustur:
“Kendi emrinden Ruh ile melekleri, kullarından
dilediğine indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka
hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun. “ (16:2)
Ruh ile inen ‘melekler’ yani
‘melek-e-ler’dir: Allah’ın güçleri… Ve bu güçler, ayette geçtiği üzere
‘inerler’(nezzele). Nazil olmakla, nezzele olmak arasındaki fark; ‘Nezzele’,
fiilinde tedriciliğin esas olması yani bir sırayla, yavaş yavaş gerçekleşen bir
durumdan söz ediliyor olmasıdır. Allah, kullarından dilediğine Ruh’unu indirir.
O seçilmiş kullar, insanlara önderlik yaparlar. Amaç, Allah’tan başka ilah
olmadığını ve ancak Allah’tan sakınılması gerektiğini diğer insanlara
bildirmeleridir.
Ruhtan soranlar…
Ruh kavramı söz konusu olduğunda ilk
akla gelen ayeti mercek altına alalım:
“Ve sana Ruh’tan sorarlar. De ki:
"Ruh, Rabbimin emrindendir. Ve size, İlim’den pek az bir şey verilmiştir.”
(17:85)
‘Ruh’ kelimesini büyük harfle yazışım
ayetin aslına uyma gayretimdendir. Çünkü ayetin Arapçasında bu kelime
elif-lam’lı yani marife (belirli/özel) olarak; ‘El-Ruh’ şeklinde geçiyor.
Soru-cevap üslûbu da gözden kaçmamalı. Birileri ‘Ruh’ olarak adlandırılan, daha
önce adını duydukları, bildikleri, bahsi geçen bir durum/nesne/varlık/olay
hakkında soruyorlar. Bu olay, olgu, nesne ya da varlığın ‘özel ve tanınmış’
olduğu halde ‘bilgisinin uzak’ olduğunu kullanılan harf-i cer’den de anlıyoruz.
Şöyle ki;
* Arapça’da, Min (مِنْ) ‘den-dan’
mânâsındadır ve ibtida (başlangıç) içindir.
* An (عَنْ) ise hem ‘den-dan’
mânâsındadır hem de ‘hakkında’ anlamı verir ve mücaveze (uzaklaşma) içindir.
Ayette “Anir ruhi…”
şeklinde geçmektedir. Yani insanların ‘Uzak gördükleri fakat adını bildikleri
Ruh hakkında’ sorduklarını düşünebiliriz. Ve cevaben de onlara, öncelikle
‘Ruh’un Rabbin emrinde’ olduğu bilgisinin verildiğini görüyoruz.
“Min emri Rabbi…”
‘Min’ edatının hem ‘den/dan’ hem
‘başlangıç’ mânâsında olduğunu belirtmiştik. “Rabbimin emrindedir”
demek ‘Emrin-den-dir’ demek olur. Hem O’nun işidir, hem O’nun işin-den-dir,
başlatmak O’na aittir…
Allah’a ait olan bu
işin/olgunun/varlığın bilgisi ise “Size İlim’den pek az
verilmiştir” denilerek ortaya konmuştur. Soru-cevap üslubu ve “De
ki” ifadesi bu sözün öncelikle Ruh’tan soranlara verilmiş bir cevap
olduğunu ortaya koymaktadır. Yani Elçi, ‘Bize…’ diyerek kendini de az bilenler
sınıfına katmamıştır. Şu durumda Muhammed Peygamberin getirdiği Kitap, Ruh
hakkında çok daha fazlasını içerir. Evet, yanlış duymadınız. Daha fazlasını
içerir! Önceki ümmetlere bu ilmin pek azı verilmişken Kur’an’la bu bilginin
daha fazlası insanlığa sunulmuştur.
Kur’an’ın kim tarafından ve nasıl
indirildiğine dair başka bir beyanda Kutsallığın Ruhu’nun işlevinden söz
edilerek bu bilginin işlevi daha net ortaya konmuştur:
“De ki: “O’nu Rabbinden hak ile iman
edenleri güçlendirmek için ve teslim olanlara, hidayet ve müjde olarak
Ruh’ûl-Kûdüs indirdi.” (16:102)
Ruh’ul-Kûdüs;
Gerçek ile,
İman edenleri güçlendirmek için
Teslim olanlara doğruluk rehberi ve
müjde olarak
O’nu indirir.
O zamiriyle kastedilen Kur’an vahyidir.
Kutsallığın Allah’tan olduğunu, Ruh’un
da bir öz olduğunu anladık. Diğer peygamberlere de bir takım vahiyler geldi,
kitaplar indi, hepsi Tevhid inancı noktasında aynı özü taşıyordu fakat Allah,
dinini Kur’an’la tamamlayacağını duyurdu:
“Bugün sizin için dininizi kemale
erdirdim, sizin üzerinize nimetlerimi tamamladım ve bana teslimiyeti sizin
dininiz olarak belirledim.” (5:3)
Ruh’tan soranlara; “Size İlim’den
pek az verilmiştir” (17:85) denilmesine karşılık, ilerleyen
ayetlerde peygambere hitaben; “Sana Rabbinin lütfu çok büyüktür” (17:87) denilmesi
de bu özün, vahye dayalı bilgeliğin yani ki Ruh’un, Kur’an’la tamamlanacağına
ayrıca bir vurgudur.
İsa Mesih’in; “Allah’tan bir Ruh”
(4:171) ve “Kıyamet için bir ilim/alem” (43:61) olduğu
hatırlanırsa bu bilginin/ilmin/işaretin daha fazlası da kıyamete yakın ve yine
Kur’an’la açığa çıkacaktır. (Ayrıntılı bilgi için bkn:https://www.youtube.com/watch?v=qS5...)
Ruh’ul-Kudüs Cebrail midir?
“Şüphesiz bu, Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Uyarıcılardan olasın diye onunla Güvenilir Ruh senin kalbine apaçık
Arapça bir dil ile inmiştir. Şüphesiz bu, öncekilerin kitaplarında da
vardı.” (Şuara:192-196)
Burada geçen ‘Güvenilir Ruh’ tabirine
Cebrail diyenler, Ruh’un bir öz olduğunu atlamışlardır. Ayetin başında
‘indirilme’(nezzele) fiili geçmekte ardından ‘inenin’(nezele) Arapça(Yerleşik)
lisanda oluşuna vurgu yapılmakta ve “Bu öncekilerin kitaplarında da
vardı”, denilmektedir. Kitaplarda olan Cebrail değil, vahyin
metnidir. Güvenilir Ruh, Kur’an’dır. Kur’an vahyinin test edilip
onaylanabilen, matematiksel koda dayalı yapısı ona inanan insanları, emin
olanlar statüsüne yükseltti. Güvenilir Ruh; Eminlik veren Öz’dür…
Halk arasında Cebrail’in dört büyük
melekten biri olduğu, peygamberlere vahiy getirdiği ve kanatları gökle yer
arasında, devasa büyüklükte bir varlık olduğu algısı yerleşmiştir. Oysa bu
tamamen Pagan kültürden İslamiyet’e sızmış yanlış bir inançtır. Meleklerin
kanatlı olması, Allah’ın melek-e-lerinin çok boyutlu olması olarak anlaşılmalıdır.
Cebrail kelimesi de köken itibariyle ‘cebra/cebir’ (Parçalanmış veya birleşmesi
gereken parçalar-matematik) kökünden gelir ve sonundaki ‘il’ hecesi Allah
lafzına aidiyetini temsil eder. Yani Cebrail; ‘Allah’ın birleştirici
gücü/matematiği’ demektir. Evrenin matematiği, hassas ayarı kadar Kur’an’ın
matematiksel bir kodla korunması da bu konuya girer. Allah’ın melekeleri çok
yönlü, çok çeşitli, çok boyutludur.
“Cebrail’e düşman olanlar…” (2:97) ise, Allah’ın düzenlemesine, matematiğine karşı
olanlardır. Bu hassas denge hem evren, hem Kur’an için geçerlidir. Yoksa gözle
görülmeyen, sadece peygamberlere indiği varsayılan, melek olarak adlandırılan
soyut varlıklara düşmanlık edebilmek mümkün değildir. (Ayrıntılı bilgi için
bkn. https://www.youtube.com/watch?v=ZGsvyqu3Dsc)
İsa Mesih’in Ruh’ul-Kûdüs’le
desteklenmesi
“Andolsun,
Mûsâ’ya Kitab’ı verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem
oğlu İsa’ya da açık deliller verdik. Onu Ruhu’l-Kûdüs ile destekledik.
Demek size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe,
kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldüreceksiniz ha!..“
(2:87)
“İşte
bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın
kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya
apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik. Şayet Allah
dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden
gelenler, birbirlerini öldürmezdi. Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi
inandı, kimi inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah
dilediğini yapandır.” (2:253)
Bu ayetlerde Elçilerin birbirlerinden
farklı özelliklerine vurgu yapılarak onların nitelikleri hakkında bize bilgi
veriliyor. Meryem Oğlu İsa’nın Ruhu’l-Kûdüs’le desteklendiği söyleniyor.
“Ruhu’l-Kûdüs ne ola ki?” dememiz gerekirken başta da belirttiğim endişe
yüzünden bu durumu görmezden geliyoruz. Elçilere verilen kitaplar, açık
deliller zaten vahiy yoluyla geldiğine göre Meryem Oğlu İsa’nın Kutsallığın
Ruhu’yla desteklenmesi/güçlendirilmesi ne demek oluyor? Allah-ü Teala, İsa’ya
açık delilleri ‘Ruhu’l-Kûdüs’le indirdik’, diye buyurmamış da “Açık deliller
verdik ve Ruhu’l-Kûdüs’le güçlendirdik” demiştir. Bu ne demektir? Bu İncil’in
vahyinden ayrı bir olgu mudur?
Bu sorunun cevabını yukarıda da
belirttiğimiz Nahl suresi;102 ayetinde arayalım:
“De ki: “O’nu Rabbinden hak ile iman
edenleri güçlendirmek için ve teslim olanlara, hidayet ve müjde olarak
Ruh’ûl-Kûdüs indirdi.” (16:102)
İndirilen nedir?
Kur’an’dır.
İsa ne ile güçlendirilmişti?
Ruh’ul-Kûdüs’le…
Ruh’ul-Kûdüs ne indirmiştir?
Kur’an vahyini…
İsa ne ile güçlendirilmiştir?
Kur’an vahyiyle…
Meryem Oğlu İsa, ilk gelişinde kendinden
altı yüz sene sonra gelecek bir elçiyi müjdelediği gibi (16:6), ikinci
gelişinde o elçinin getirdiği Kitabın bilgisine sahip olarak insanlığa önderlik
yapacaktır. Çünkü Allah onu Ruhu’l-Kûdüs’le desteklemiş ve annesine;
“Ve ona Kitap ve Hikmeti, Tevrat’ı ve
İncil’i öğretecek ve O’nu İsrailoğullarına elçi yapacak” (3:48-49) diye vaad etmiştir.
Kitap ve Hikmet; Kur’an’dır.
Kur’an; Ruhu’l-Kûdüs’le indirilmiştir.
Ve İsa Mesih, Ruhu’l-Kûdüs’le
desteklenmiş/güçlendirilmiştir.
İman ederiz.
("Allah'ın Yardımcıları Olun", 2017, Cinius Yayınları, s.54)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder