"Onlar da kimmiş?!" demeyin. Belki de aramızda
yaşıyorlar…
Ne bilim kurgu filmlerinden bahsediyorum ne de yaşadığım sıradışı
bir tecrübeden... Sadece Allah’ın kelimelerini anlama gayreti içindeyim.
Evet, böyle birileri var.
Yahya Kemal’in o meşhur; “
Her giden memnun ki yerinden/Hâlâ dönen yok seferinden” dizelerini;
gidenler yerinden memnun olabilirler, evet, ama dönemiyorlar da, dönmelerine
engel bir yasa var, diye düşünmeden edemezdim. Şimdi bu düşünceye şunu da
ekliyorum; gidip de dönen bazılarının döndüklerini biz fark edemiyor ya da
onlara erişemiyor olabiliriz.
Yasaya ne oldu peki, bu söz yasayı da iptal etmiyor
mu, derseniz, size iki gayretli arkadaşımın “Kur’an’da tekamül (reenkarnasyon)
var mı?” isimli şu çalışmasını; https://www.youtube.com/watch?v=zFV... izlemenizi öneririm. Burada geçen bazı ayetleri ve
başkalarını, ara başlıklar altında yazıma da ekleyeceğim.
İnkarcıların Ölümü…
Bugüne kadar ölümden sonra tekrar dünyaya dönmenin
mümkün olmadığına inandım. Bu dünya, bizim ilk ve son şansımızdı ve bu şansı
iyi değerlendirmek lazımdı. Çünkü Kur’an ayetlerinde;
“Ve keşke suçluları, Rab'lerinin huzurunda başlarını
eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. Bizi geri döndür, salih amel
yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken)
görseydin(…) Öyleyse bu ulaşma gününüzü, unutmanızdan dolayı tadın. Muhakkak ki
Biz de sizi unuttuk. Ve yaptıklarınız sebebiyle ebedî azabı tadın.”
(Secde:12-14) denilmekteydi.
Bu ve benzeri ayetlere göre suçluların yaptıklarına
karşılık ebedî azabı tatmaktan başka bir şansları yoktu.
Kur’an’ı Kerim’i ‘tertil’ üzere (73:4) yani bir bütün
olarak okuyup algılamak gerektiğini hiç unutmayarak, bir ayeti, hem ait olduğu
suredeki bağlamına hem diğer yerlerdeki tekrarlarına bakarak ele almalıyız.
Hatta söz diziminde yer alan her kelimenin türevleri, Kur’an boyunca
aranmalı... Eğer böyle yapmaz isek, bazı Kur’an ayetlerinin birbiriyle
çeliştiğini dahi düşünebiliriz.
Örneğin aşağıdaki ayette geçen bazı ifadelerin, bir
önceki ayetle (Secde:12-14) çelişir görünmesine, ilkinde inkarcılara ‘ebedi
azabı tadın’ denmişken aşağıdaki ayette inkarcıların ‘iki kez ölüm ve iki kez
dirim’den söz etmelerine bir anlam veremeyiz. Ayete bakalım:
“Şüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir:
“Allah’ın gazablanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan daha
büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız zaman inkar ediyordunuz. Dediler ki:
“Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de günahlarımızı
itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?” (Gafir:10-11)
Ayetin devamında bu sorunun cevabı verilmiyor. Yani
Allah, size bir yol var ya da yok, demiyor. Demediği için de inkarcıların
üçüncü belki daha fazla şansları olduğu gibi bir anlam çıkıyor! Biz daha ikinci
şansı bile anlamaktan, kabul etmekten acizken üçüncü hatta daha fazla da ne
demek oluyor, dediğinizi duyar gibiyim. İnkarcıların ahiretteki sözlerine dikkat
kesilelim. Ne diyorlardı?
‘Bizi ki kere öldürdün, iki kere dirilttin.’
Çok ilginç!
Burada geçen mevt(ölüm) ve hayy(diriltme) sözcükleri
çekimli birer fiil olarak kullanılmış. Yani kastedilen ‘ölü/cansız/toz toprak
halde iken bize canlılık verdin, sonra öldürdün ve sonra ahirette dirilttin’
anlamında değil. Bu mealdeki ayet Bakara:28’de geçer ve burada kullanılan ifade
‘siz ölüler idiniz…’ şeklindedir.
Şöyle ki;
‘Nasıl oluyor da Allah'ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü
iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra
O'na döndürüleceksiniz.’ (Bakara 28)
Takdir edersiniz ki ‘öldürdün’ ifadesi, ‘ölüler
idiniz’ ifadesinden sözcük türü olarak da farklıdır. İlki; bir
eylemdir/fiildir, yapılan işten ve zamanından haber verir ve kronolojik olarak
‘doğduktan sonra’ anlamını içerir. Diğeri ise bir niteliktir. Şu durumda
inkarcılara ölümden sonra tekrar dünyaya gönderilmek suretiyle yeni bir şans
verildiği anlaşılmaktadır. Ve söz konusu ayetten onların bu şansı da iyi
değerlendiremedikleri görülmektedir.
Müminlerin Ölümü…
“Muttakilere(sakınanlara) gelince; muhakkak onlar,
güvenli bir makamdadırlar. Cennetlerde ve pınarlarda, hafif ipekten ve ağır
işlenmiş atlastan giyinirler, karşılıklı (otururlar). İşte böyle; ve biz onları
iri gözlü hurilerle eşleştirmişizdir. Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi
istiyorlar; Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah da) onları
cehennem azabından korumuştur.” (Duhan:51-56)
Mü’minlerin ‘ilk ölümden başka ölüm tatmayacak’
oluşlarının altını çizelim. Rabbimiz söze ‘Muttakilere gelince...’ diye
başlamış. Bu vurguyu asla atlayamayız. Bu sadece ‘sakınanlar’ı ilgilendiren bir
durum. Diğerleri; müşrikler, münafıklar, kafirler bu gruba girmiyor. Eğer hayat
okulunu başarıyla tamamlamışsak sınıf tekrarı yapmıyoruz yani... Sınıf tekrarı
yaptığı halde gene sınıfta kalanlara, sınıfta kalmakta ısrar edenlere, okumakta
gözü olmayanlara, hem zamanını hem kendini israf edenlere ise af yok!
Döndürülenler...
İnkarcıların ve müminlerin ölümüne dair bu detayların
üstüne bir de Dinler Tarihi Uzmanı Taner Demirci Lopez’den Nahl;70 ayetinin çevirisini dinlediğimde
durum benim için daha da netleşti ve bu ayete karşı bugüne kadar ne yazık ki
kör kaldığımı farkettim. Algımızın açılması zaman alıyor...Ama şükür ki
açılıyor.
Nahl:70 ayetine bir bakalım:
“Allah sizi yarattı sonra sizi vefat ettiriyor, sizden
kimi de bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna geri
çevrilir. Şüphesiz, Allah bilendir, her şeye güç yetirendir.”
Bu ayette altını çizdiğimiz; ‘geri çevrilir’
(yuraddü) kelimesi ‘ra-de-de’ (redd)’kökünden olup Kur’an’da toplam
59 kez; ‘ geri çevirmek, itilmek, geri vermek, döndürülmek’ anlamında
kullanılmaktadır. Dikkat edilirse bütün kullanımlarında eylemin yönü geriye
doğrudur. Fakat Nahl:70 ayetine gelince mealcilerimizin, gerek parantez içi
ifadelerle gerekse de direkt olarak bu ayetin anlamına çok ciddi eklemeler
yaptıklarını gözlemlemekteyiz. Kur’an’da geçtiği yerlerde ‘yaşlılığa
eriştirilmek’ anlamı olmadığı halde burada böylesi bir anlam içerdiği
varsayılmış ve ‘yuraddü’ kelimesine ‘bırakılır, yaşatılır, itilir,
ulaştırılır, ihtiyarlığa erdirilir’ gibi anlamlar verilmiştir.
Ayetin bize söylediklerini baştan itibaren ele
alırsak;
-Allah’ın bizi yarattığı
-Sonra bizi vefat ettirdiği
-Sonra bizden bazısını geri çevirdiği
-Çevirdiği hâlin, ömrün en aşağı seviyesi
olduğu
-Bu hâle ilimden bir şey bilmememiz için
getirdiği
-Ve Allah’ın her şeye güç yetiren ve bilen olduğu,
söylenmektedir.
Sıralamaya bakılırsa yaratma ve ölümün arasında
yaşlılık olması gerekirken, vefattan sonra ‘geri çevrilme’ işinden söz
edilmesi manidardır. Mealcilerimizin geri çevrilme (yuraddü) kelimesine
‘yaşlılığa eriştirilme, yaşlılığa döndürme’ anlamı verdiklerini söylemiştik.
Oysa burada yaşlılık kelimesi geçmediği gibi ‘erişme/ulaşma, tebliğ etme,
duyurma’ anlamına gelen ve Kur’an’da toplam 77 kez geçen ‘beleğa’
kelimesi de kullanılmamıştır. Bu kelimenin mastar hali (bûlüğ)
Türkçe’de; ‘çocukluktan erginliğe geçiş hali, büyüme, olgunlaşma’ olarak
tanımlanmaktadır. Arapça aslına uygun olarak Türkçede de eylemin yönü ileriye
doğrudur. Kur’an boyunca yaşlılık anlamına gelen toplam beş kelime varken
bunlardan hiçbirinin burada kullanılmaması da ilginçtir.
Kur’an’da yaşlılık anlamına gelen kelimeler:
Kiber: 2:266, 15:51-54, 14:39,3:40,19:8
Şeyb-Şîb: 19:4-7, 30:54, 73:17
Şeyh: 11:72,12:78, 40:67
Acuz: 11:71-72,51:28-30, 26:171, 37:135
Kehl: 3:46, 5:110
Kur’an’da yaşlılığı anlatan bu kelimelerin hiçbirinde
yaşlılığa erişmek ‘yuraddü’ kelimesiyle anlatılmaz. Bunun yerine ‘belega/bûlüğ’
ve türevleri kullanılır.
Bir örnek vermek gerekirse;
“Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne
babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin
yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları
azarlama; onlara güzel söz söyle.” (İsra:23)
Bu ayette apaçık bir şekilde anne babaya
yaşlılıklarında nasıl muamele edileceği anlatılırken ‘yaşlılığa ulaştıklarında’
ifadesi ‘yebluğanne-(bûlüğ)’ ve ‘kiber’ kelimeleriyle ortaya
konmuştur.
Nahl;70 ayetine dönersek; burada sözü edilen ‘döndürülme’
işlemi kesinlikle ‘bûlüğ’ kelimesiyle ifade edilmemiştir. Yani ileriye
dönük bir gelişme, yaşlanma halinden söz edilmemekte aksine ‘yuraddü-(redd)’
kelimesiyle ifade edildiği üzere geriye doğru bir gidişten söz edilmektedir.
Ayetin devamı da bu işlemin sebebini ve nasıllığını açıklamaktadır:
“ bildikten sonra ilimden bir şey bilmesin diye…”
Yaşlıların hiçbir şey bilmediğini kim iddia edebilir?
Aksine bilgedirler ve anıların yüküyle bellekleri ağzına kadar doludur. Onların
tecrübeleri, bilgi ve görgüleri gençler için yol göstericidir. Fakat yeni
doğmuş bir bebek, ilim/bilgi namına bir şey bilmez. Doğar doğmaz ağlaması, emme
refleksi göstermesi, çişini yapabilmesi vs. içgüdüsel hareketlerdir, bunlara
bilgi denmez. Tam da ayette geçtiği üzere ‘ömrün en aşağı’
çağındadırlar. ‘Ömrün en rezil/aşağı çağına döndürülürler’ ifadesini
yaşlılık olarak anladığımızda bütün yaşlıların hiçbir şey bilmediğini,
içgüdüleriyle hareket ettiğini, temel ihtiyaçlarını bile gideremediklerini vs.
varsaymış oluruz. Sanırım gerçekten hasta olanlar hariç bütün yaşlıları bu
kategoriye almak haksızlık olur.
Kur’an’da ‘erzeli (aşağı/rezil)’ kelimesinin
geçtiği yerlere baktığımızda bunun ‘bilgi ve görgü eksikliği’ olarak ifade
edildiğini görürüz. Müşrikler, peygamberin yanında bulunan insanları bu sözle
aşağılarlar. ‘Bizim ayaktakımımız, en cahillerimiz sana uyuyor’ (Hud:27)
diyerek, peygamberin davasını değersizleştirmeye çalışırlar. Yani ‘erzeli’
olmak bedenen güçsüzlükten ziyade ‘bilgice gerilik, yetersizlik, cehalet’
olarak kullanılmıştır.
Nahl:70 ayetinde geçtiği üzere; döndürülenler, ‘ömrün
en aşağı çağı’na döndürülürler. Bu çağ, ‘erzeli/rezil’ kelimesinin Kur’an
boyunca kullanımına uygun olarak; ‘bilgiden bir şey bilmeyecek kadar’
sıfır noktasıdır. Ve bu noktaya herkesin değil ‘bizden’ bazılarının ‘döndürüleceği’
de vurgulanmıştır.
En başta verdiğimiz ayeti tekrar edelim;
“Ve keşke suçluları, Rab'lerinin huzurunda başlarını
eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. Bizi geri döndür, salih amel
yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken)
görseydin(…) Öyleyse bu ulaşma gününüzü, unutmanızdan dolayı tadın. Muhakkak ki
Biz de sizi unuttuk. Ve yaptıklarınız sebebiyle ebedî azabı tadın.”
(Secde:12-14)
Burada suçluların ‘başlarını eğerek’
konuştuklarından söz edilmekte. Kur’an’da hiçbir kelime hatta tek bir harf bile
‘ne eksik, ne fazladır’ (74:28). Rabbimiz, burada sadece bir teşbih
yapıyor olamaz. Ve her zamanki gibi Kuran’ı Kur’an’la tefsir etmek için burada
geçen ve ‘eğmek’ olarak çevrilmiş ‘ne-ke-se’ kökünün Kur’an’daki
tekrarlarına baktığımızda şu iki yerde daha kullanıldığını görebiliriz:
1. “Sonra, yine kendi kafalarına DÖNDÜRÜLDÜLER
(nükisuu): "Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar."
(21:65)
2. “Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaratılışta GERİSİN
GERİ ÇEVİRİRİZ (nünekkishu). Hâlâ akıllarını işletmiyorlar mı?” (36:68)
‘Başını eğmek’ sadece bir teşbih değilmiş demek
ki! Suçluların ‘başlarını eğmiş’ olmaları kinayelidir kanaatimce.
Onların hem görsel olarak suçlu ve pişman duruşlarını resmeder hem de ‘eski
fikriyatlarına döndürülenler ve yaratılışta gerisin geri çevrilenler’den
olduklarını ve buna rağmen verilen bu yeni şansı da heba ettiklerini anlatır.
Sadece Suçlular mı Döndürülür?
Nahl:70 ayeti, böyle bir şarttan söz etmiyor. ‘Sizden
bazılarını’ demekle yetiniyor. Ölüp de geri döndürülenler hayata sıfır
noktasında yani bir bebek olarak başlayacaklar, ilimden birşey bilmeyecekler.
Geçmiş yaşantılarına dair hafızaları silinmiş olacak.
Şu durumda şöyle bir problemimiz var. Eğer bir kişi
mümin olarak ölmüşse Duhan:51-56 ayetine göre bir daha gönderilmemesi
gerekiyor. Çünkü müminler ‘ilk ölümden başka ölüm tatmayacaklar.’
Nahl:70 ayeti ise ‘sizden bazıları’ diyerek bu geri gönderilen kişilerin
mümin ya da kafir olduğuna dair bir ayrıntı vermiyor.
Doğar doğmaz ölen bebekler, küçük yaşta ölen çocuklar,
gençliğine doyamayanlar...Onlara ne olacak peki? Onlar bu dünya hayatının bir
imtihan yeri olduğunu idrak edemeden, onlara böyle bir fırsat dahi verilmeden
göçüp gitmediler mi?
Bu sorulara; “Evet, öldüler ama hepsi cennetlik
inşallah”, şeklinde cevap verilmesi benim için bir cevap olmuyor. İçimden bir
ses; “ O halde biz de ölüverseydik de erkenden, böyle uğraşıp durmasaydık, biz
neden cenneti kazanmak için uğraşıp duruyoruz da onlar direkt cennete gidiyor?”
Diyor.
Sesli düşünüyorum. Acaba gerçekten direkt
gidebiliyorlar mı?
Rabbim, çağıranın çağrısına cevap verir.(Bakara/Yeni
ahit: 186)
Ve Kur’an’ın öğretmeni yine Allah’tır.(Rahman:1-2)
Sorularımızı ona sorduğumuzda şu kanaate varıyoruz.
Kur’an’a göre gerçek bulüğ çağı kırk yaştır ve
dolayısıyla -diğer ayetlerin de ışığında- kırk yaşını doldurmadan ölenler geri
gönderilecekler.
Şöyle ki;
“Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını
tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun
(hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü
(erginlik) çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim, bana,
anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih bir amelde
bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe
edip Sana yöneldim ve gerçekten ben müslümanlardanım." (Ahkaf:15)
Kırk yaşını doldurmadan yani bûlüğa ermeden ölen
kişiler; ne mümin ne kafir statüsündedir. Onlar henüz görevlerini
tamamlamamışlardır. Allah, onların ruhlarını kabzetmiş fakat gerçek bir mevt
haline eriştirmemiştir. (Vefat ve mevt kavramları birbirinden farklıdır, bu
bağlamda "Vefat Ettirme Üzerine" başlıklı yazıma bakınız)
Onlar, bekletilenler ve vakti gelince
gönderilenlerden olacaklardır. Bu kişiler, ne cennete ne cehenneme aittirler.
Onların hesabı henüz kesilmemiştir. Araf suresinde onların durumu çok açık
ifade edilmektedir:
“Ve onların aralarında bir perde ve A’rafın
(tepelerin) üstünde onların hepsini simalarından tanıyan adamlar vardır. Henüz
oraya (cennete) dahil olmamış ama ümit eden cennet ehline: “Selâm sizin
üzerinize olsun!” diye nida ettiler. Onların bakışları ateş ehlinin tarafına
çevrilince: “Rabbimiz, bizi zalim kavim ile beraber kılma.” dediler. Ve onları
yüzlerinden tanıyan A’raf ehli adamlar, onlara seslendiler, şöyle dediler:
“Sizin topladıklarınız ve kibirlenmiş olduğunuz şeyler, size fayda vermedi.”
(Araf:46-48)
Gerek kırk yaşından önce ölenler gerekse de
inkarcılar, ruhsal tekamülünü tamamlamamış insanlardır. Ve belki de aramızda
yaşayan ‘içimizden bazıları’ da reenkarne olmuş olabilir. Belki de kendimiz!
Şuanki durumumuzu bilmiyoruz. Eski bilgilerimiz bizden
silindi. İlk dört yaşımızı ve anne karnındaki hayatımızı, anılarımızın ve
rüyalarımızın çoğunu hatırlamayışımız gibi... Daha önce gelmişsek bu bilgi de
bizden silindi. Bu dünyadayız ve Allah’ın rızasını kazanmaya bakıyoruz. Kimbilir
belki de son şansımızı yaşıyoruz.
Tüm bu ayetlerin ışığında herkesin sonsuz sayıda geri
döndürüldüğüne değil ama ‘bazılarının’ reenkarne edildiğine kendi adıma iman
eder, dil ile ikrar ederim.
Allah daha iyisini bilir.
("Allah'ın Yardımcıları Olun", 2017 Cinius Yayınları, s.38)

Mihriban hanım merhaba sizin yazılarınızı ve tespitlerinizi beğenerek ve severek 114 den takip ediyorum ilgimi ve dikkatimi çekiyor, Allah inşallah sizi yanıltmasın ve şaşırtmasın bu konu hakkında kafama takılan konu 40 yaşına kadar dünya yaşamında hertürlü rezilliği ve kötülüğü yapmış birine bir şans daha verirmi ? Bağışlaması ve Merhameti bol Yüce Rabbim bu durum kafam karştırıyor. Saygılarımla
YanıtlaSilMerhaba, yorumunuzu geç farkettim kusura bakmayın. İlginize ve dualarınıza çok teşekkür ederim. Yazıda da belirttiğim gibi benim kanaatim Allah'ın insana birden çok şans verdiği yönünde... İlgili ayetleri tekrar düşünmenizi ve blogdaki "Suretlere Üflendiğinde" başlıklı yazımı da okumanızı arzu ederim. Kötülük dürtüsü/Şeytan, bizleri yanıltmasın. Temiz bir niyet, hür irade ve akılcı bir yaklaşımla hidayet üzre olanlardan olmak dileğiyle... Selamlar.
YanıtlaSil